Ne Aramıştın?

Yeme, içme, gezme, görme, gülme, annelik, babalık, çocukluk, sanat, çizme, boyama, müzik, tiyatro, film..

Wednesday, November 15, 2017

Onlar!


Yıllar yıllar önce..

Üniversitedeyiz, genciz, ders notları yerlerde, eğlence tavan yapmış. Yavaş yavaş yaz tatili yaklaşıyor ve bu arkadaşlarımızdan ayrı kalmak demek ki bu imkansız, çünkü ölesiye yapıştık koca bir yıl. İmkansız yani ne demek? Hayır ayrılamayız, onca dedikodu, onca entrika, onca gece gezmesi yaz tatili geldi diye hoop çöpe mi atalım?

Tatilde çalışacak olanlar, aile gezmesine mecbur olanlar, otelciler, yazlıkçılar derken evet maalesef ayrılacaktık. Üniversiteli olmak, anne ve babana el sallayıp "hadi ben kaçtım" diyecek kadar özgür bir durum değildi.

Sevgili ailem, bana arkadaşlarımın evinde kalma izni vermez fakat bizde kalan arkadaşlarıma benden daha sevecen ve iyi davranırlardı. Kahvaltılar daha zengin, yüzler her zamankinden daha güleç olurdu misafirimiz varken. "Kızımızın arkadaşları" mutluluğu olurdu evde. Hala da öyle.

Bu sefer kararlıydım, arkadaşlarımla tatil yapacaktım. Ben de gittiğim evin biricik misafiri olacak, pamuklara sarılacak, "kalk arkadaşına çay koy" cümlesindeki dolaylı tümleç olacaktım. Hem arkadaşımdan ayrılmayacak hem de hürmet görecektim.

Planımızı yaptık, teyzesinin yazlığına gidecek çılgınlar gibi bir hafta geçirecektik. Tabi bunu bizimkilere kabul ettirmek için ön çalışma, ısıtma, kafa tutma, isyan etme, kapıları yumruklama, intihar girişimi gibi bir dolu süreçten geçtim. Başarmıştım, tatile gidiyorum ulan!

Gerçekten unutulmaz bir tatil olacaktı.

Ellerimizde bavulla yazlığın önündeydik. Gayet kendi halinde, denize biraz uzak, havuzu ve tesisi olan, iki katlı evlerden oluşan güzel bir site.

Kapıdan içeri girdik. Bizi duymamış hatta beklemiyormuş gibi koltukta uzanan teyzeye baktık. Selam, biz geldik dedi arkadaşım. Koltuktan hafifçe kaykılıp "hıı geldiniz mi" dedi. Siz geleceksiniz diye yatak odasını size vermek zorunda kaldık, biz eniştenle kanepede yatacağız diyerek yukarı çıkmamızı işaret etti. Galiba bu onun sarılıp hoş geldiniz deme şekliydi.

Bizim evde misafir kapıda karşılanır, güler yüzle odasına çıkmasına yardım edilir. Ondan şaşırdım herhalde.

Neyse ya tatile gelmiştik. Sorun yok.

O an'a kadar evde aslında bizimle beraber 3 oğlan çocuğu daha olacağını bilmiyordum. Teyzenin 2 oğlu ve arkadaşımın küçük kardeşi. Kadının bizi frankeştaynın gelini gibi karşılaması normalmiş. Küçücük evde olduk mu yedi kişi. Başımdan kaynar su boşaldı o sıcakta. Lan niye söylemedin, ben gelmezdim! Hay sçim.

Dedim ya üzerinden hayli zaman geçtiği için olaylara gülebiliyorum ama gerçekten hatırladıkça elim ayağım buz kesiyor.

Neyse ya tatil.

Cep telefonum olmadığı için evin telefonundan "geldik, burası şahane, herşey harika, müthiş tatlı bir aile" demek için annemi aramam gerekiyor. Daha telefonu elime alıp tuşlara basarken "yannız bu hafta telefon faturalarını kontrol edeceğim, öyle zırt pırt arama yapmayın" diye kükredi teyze.

- Alo anne, bz gldik, iyyz, öpt, kib, bye! diyip kapattım.

Ondan sonraki telefon görüşmelerimi havuz kenarındaki ankesörlü telefondan yaptım. Bizim evde misafirin telefonu kullanması doğaldır, ailesini sıklıkla arayıp haber vermesi için ısrar ederiz hatta. O yüzden şaşırdım herhalde.

Memur aile ya, olabilir. Tatildeyiz olm.

Kendi içlerinde de kavgaları eksik olmayan bir aile. Sürekli hırgür, kavga, bağırış. Günaydın yok, lütfen yok, güler yüz hiç yok. Sabah kalkan basıyor küfürü. Tatildeyim sanıyorum ama bildiğin cehennemin dibindeyim aslında. Annem sesin iyi gelmiyor, rahat değilsen atla gel kızım diyor. Arkadaşıma ayıp olur anne, az kaldı zaten diyorum. Bu zikik programı beraber yaptık, beraber bitireceğiz.

Akşam yemeği için masayı hazırladık, oturduk. Elinde koca köfte-patates tabağı ile geldi teyze. Oğullarının ve kocasının tabağını tepeleme doldurduktan sonra kalan köfteyi de bize paylaştırdı. O kare o kadar komikti ki gerçekten yüzüne baktım ciddi mi diye. Arkadaşıma baktım. O bana bakamıyordu çünkü teyze çok ciddiydi. Bizim evde misafirlerin tabağı doldurulur, aa lütfen darılırım diye ısrar edilir ondan şaşırdım herhalde.

Sonraki gün teyzenin kocası -belki de önceki akşam yaşanan tuhaflığı telafi etmek için- akşam size güzel bir rakı-balık yapayım çocuklar dedi. Sevindik. Çakır keyif şekilde ufak rakısı ve bir kilo sardalye ile geldi. Mangalda sardalyeleri mundar edip yedikten sonra rakısını fondipleyip yattı. Bize yanık balık ve anason kokusu bırakmıştı. Bizim evde beraber yiyip içilir, misafirle sohbet edilir o yüzden şaşırdım herhalde.

Arkadaşlarının düğünü için teyze ve enişte iki gün evden ayrıldı. Buzdolabı tam takır, kuru bakır. 3 erkek çocuk kahvaltı ve yemek bekliyor. Marketten yumurta alıp bolca krep yaptık. Akşam da sebze alıp kızartma, soslu makarna derken gayet güzel idare ettik. Keyifli iki gündü. Teyze eve gelir gelmez buzdolabını açıp salçam bitmiş, unum yarıya inmiş diye çığlıklar atıp bayılmaya kalktı. Koşarak marketten un ve salça alınca düzeldi.

Bizde çocuklar evde bırakılacaksa dolap yemekle doldurulur, komşulara haber verilir, ekmeğin suyun hesabı asla yapılmaz. Ondan şaşırdım herhalde.

Daha fazlası da yaşandı aslında. Anlatamayacağım kadar çirkin detaylar.

Tabi ki erkenden biletimi alıp evime döndüm. O kadar nevrotik o kadar gergin bir ortamdan çıkmıştım ki cenin pozisyonunda iki gün yataktan çıkmadım.

O insanlar aramızda yaşıyor, ürüyor ve hepimizi germeye devam ediyor.

Gelelim şimdiki aklım olsaydı onlara ne derdim köşesine;

"Siz var ya hepiniz hastasınız. Bok gibi hayatlarınız var ve bunu sonuna kadar hak ediyorsunuz. Yaşadığınız evler mühürlenmeli ve sizler iğneyle uyutulmalısınız. Ben evime gidiyorum, lanetinizde boğulun"

*nanik*

Saturday, November 4, 2017

Selam

Ellerim kaşınmaya başladığına göre birşeyler yazma vakti geldi. Eze eze yaşadığım ışıltılı hayatımdan şikayet etmeye başlayabilirim. E rahat batıyor bir süre sonra.

Kızım okula başladı. Yapışık yaşadığımız altı yıl sonunda zorunlu eğitim ile özgürlüğüme kavuştum. Eğitimin zorunlu olması gerektiğini iliklerime kadar hissetmiştim zaten. İkimizinde gözleri bir başka parlıyor artık. Taze aşıklar gibi günlük ayrılık ve kavuşma halleriyle cilveleşiyoruz.

Erkenden hazırlıyor, alkali suyumu içerken el sallıyorum arkasından. Sabah haberleri izleyebiliyorum, oje sürüyorum, kuaförde saç bakımı, kızlarla brunch, kahkahalar, şampanyalar, çilekler ve pırlantalar..

Geri dönüyorum ve dünya buna hazır mı bilemiyorum.

Biraz kilo almış olabilirim, saçlarım çıtır çıtır beyazlamış olabilir, sinir hastası olmuş, tembelleşmiş, kırışmış ve bu süreçte kötü alışkanlıklar edinmiş olabilirim. Neyse ki evliliğim onuncu yılında ve bu saatten sonra kimse bunlarla ilgilenmiyor. Sözsüz bir anlaşma ile kendimizi salıvermenin tatlı huzurunu yaşıyoruz. Bu da bir çeşit özgürlük.

Blog yazmayalı bir yıl olmuş. Evliliğimi ne kadar büyük bir tehlikeye attığımı düşünebiliyor musun?

Daha geçen gün çorba yaparken kafasını omzumdan uzatıp "salça koydun mu salça" diye homurdandığında şişlemek istedim kendisini. Doktorum "böyle zamanlarda kızını düşün, sen maphusa, o toprağa giderse ne yapar yavrucak" demişti. Derin bir nefes alıp o burda yok, o yok, öyle biri hiç olmadı, kimse birşey demedi, yok o yok diye kendimi telkin ettim. Bir kez daha işe yaradı.

Özellikle mutfakta her şeye karışır oldu. Aslında mutfakla kafayı bozdu diyebilirim. Annem beypazarından kışlık tarhana almış, bize de getirdi. Ben daha iyi yaparım deyip tarhana yapmaya başladı. Günlerce üzerine un ekleyerek yoğurduğu bulamacı salonun ortasında kuruttu. Sonunda tarhanaya benzemeyen on kiloluk toz elde etti. Kendi pişirip yiyor. Biz ilişmiyoruz.

Kankalıktan teyze, yeğen ilişkisine geçtiğimizi o an anladım. Artık evde teyzem ile yaşıyorum.

İşten arayıp akşam yapacağım yemekleri soruyor. Dolmaya tarçın, pilava domates, çorbaya kereviz eklememi tembihleyip böreği de gelince ben yaparım diyor. Peki teyze diyorum.

Çocuğu okuldan o aldığı zamanlarda eve gelene kadar onu darlıyor; okulda ne yedin, yine mi çorba, yine mi makarna, yine mi pilav, yine mi köfte, yine mi meyve, yine mi yoğurt. Yahu okulda başka ne olsun? Mangal mı yaksınlar bahçede? Kuzu mu çevirsinler? Ne istiyon yani?

Elbette her zaman olduğu gibi nankör. Yaprakta sarsam, dolma da yapsam, mantı da açsam "bu evde hiç yemek pişmiyor"

Temizliğe de ilgisi var. Elinde tuz ruhu ve çamaşır suyu ile çıkıp geldi. Evladıma sarılıp napcan olum onlarla dedim. Lavaboları temizleyeceğim dedi. Ya manyak mısın, tuz ruhu kimyasal silah kapsamında, saçmalama derken ağzını burnunu sarıp daldı tuvalete. İki şişeyi de boşaltmış.

Ankara'nın ayazında nefes almak için beş saat pencerede can pazarı yaşayınca kız ile boğazlarımız şişti. Hala yatak, döşek ateşler içinde yatıyoruz. Aman canım mıçtığımız yer pırıl pırıl oldu ya daha ne istiyorsam.

Blog yazarak bu tür sinir sıkışmalarını hafifletiyor, tahammül eşiğimi dengeliyordum. Şablon değiştireyim, araya başka konular, konuklar ekleyeyim derken süre epey uzadı.

Yine istediğim şablon olmadı. İdare edeceğiz artık.

Selam sevgili okuyucu.

Sahi hala blog okuyor musunuz?

Thursday, November 17, 2016

Durum Leyla

Yaşlandık karşim. Bir ayağımız hastane, doktorda. Daha çukura girmedi çok şükür. Sağlığımla ilgili önemli kararlar aldım. Bu kararları daha önce almış olsaydım takriben 642 yaşına kadar gidecektim. Aldığım kararları hayata geçirebilirsem (evet henüz hayata geçmemiş kararlardan bahsediyorum) ben diyim 80 sen de 99a kadar.. Ya da işte b*kumla oynayacak kıvama gelene kadar yaşarım gibi. Görüciz..

Geçen yine aldım randevuyu, bizim adam başladı bana talimat vermeye; herşeyi anlat, onu de, bunu, de şunu sor, bunu da sor. Ben manyaam çünkü elmalı turta tarifi almaya gidicem doktora. Herşeyi anlat diyor. Ulan kadın doğuma gidiyorum sen bana neyi soracağımı söyleyecek en son merciisin. Heyecan yapma sayın okuyucu, hamile falan değilim. Rutin kadınsal testler, zartlar, zurtlar mevzu bahis. Siz de gidin, ihmal etmeyin..

Evladım okullu oldu. Tam tahmin ettiğim gibi okulu, öğretmeni, branş dersleri, ödevleri ve gelişimi hakkındaki herşey benim sorumluluğum. Eğer herşey yolundaysa babası sayesinde, kötü giden birşey varsa kesin benim yüzümden. Hafta içi kızla münasebeti sadece okuldan alıp eve getirmek olan sevgili eşim, onu bile yaparken beni telefonla arayıp "okulu ara, kızı çıkarsınlar, ben kapıdayım" diyor mesela. Çünkü koskoca sadrazamın sol hoşşağı çocuğunu okuldan alıyor efendiler. Boru mu? Adam arabadan inip sizinle mi uğraşacak? Armudu pişirin, ağzına düşürün bi zahmet..

Hafta içi iş yerinde taş taşıyan zavallı sevgili kocam, hafta sonu geldiğinde tabi ki yan gelip yatacak. Yok bi de ailece gezmeye mi gidecektik? Evlilik aşkı öldürmüyor arkadaşlar, beklentiler aşkı da evliliği de yok ediyor. Beklemeyin. Bir odun parçasının size ne kadar faydası varsa eşinizin de ancak ona gücü yetiyor..

Ben şahsen yıllarca bekledim, olmadı. Özellikle haftasonları ya arkadaşları ile bir işi(!) oluyor ya da işleri haftasonuna sarkıyor. Eğer ciddi bir işi olmazsa evde kendi eşyalarını düzenlemesi gerekiyor. Eşyaları düzenliyse hafif bir gribal durumu oluyor. Eğer benim canıma tak ettiyse "hadi sizi ikea'ya götüreyim" diyor. İşte o zaman aaah babam ah diye dizlerimi dövmeye başlıyorum. Ulan babam hala hafta sonu geldiğinde perşembeden program yapmaya başlar. Şuraya mı gitsek, burayı mı gezsek. Sen böyle aktivite dolu evden çık, hele de bebe ile olunca ayrı sıkıcı oluyor o ev hayatı, otur paşamın keyfini bekle ki gezesin. Evet ben de biliyorum alıp çocuğu bir yerlere götürmeyi de nereye kadar abicim? Zaten yüzük takmıyoruz ikimizde, bi de ben her hafta sonu bebeyi yalnız yalnız gezdirmeye çıkayım, sonra eniştem beni niye öptü? Öper..

Bebenin okulu yüzünden artık öyle zırt pırt izmire gidemez olduk. Yoksa ne işim olur bu mevsimde benim angarada. Adam da diyor zaten "siz gitsenize" diye gayet kibarca! Adam okulu "kızı teyzemgillere bırakma" olayı zannediyor. Nereye gidelim olm, okul var diyorum. E bu ay gitmesin? Yoh yeaa? Öyle arada bir okula yollayalım, sonra alalım bir iki ay izmire, bodruma gidelim. Sonra sıkılınca tekrar okula verelim falan. Nerde büyümüş bu adam, hangi dağın gölgesinde, hangi ağacın kovuğunda anlamadım ki..

İyiyim, iyiyim. Yine akıl sağlığımı koruyabiliyorum hane içinde. Keçiboynuzu pekmezi içiyorum sürekli ev işi yapabilmek ve bundan şikayet etmemek için. Vallahi işe yarıyor. Sabah aç karnına bir kaşık içince jet yakıtı koklamış gibi evi sil, süpür, yıka, yerleştir, yemek yap, çayı koy, kapıyı güler yüzle aç, önüne yemeği koy, çayını ver, sırtını ez, temiz çamaşırını giydir, yatır, uyut. Yannız ertesi gün içmeyi unutursan sıkıntı oluyor. İçine resmen ananenin annesinin ruhu giriyor. Anam belim, anam yanlarım, anam dizlerim dememek için sürekli içmek gerekiyor. Ev hanımları için "hızlı yaşa genç öl" iksiri ulan..

Aman çocom sağlık olsun da gerisi hikaye. Hangimizin hayatı 4:4 lük di mi. Ben iyiysem herşey iyi, ben mutluysam herkes mutlu. Yuvayı dişi kuş yapar, evlilik kutsaldır, cennet anaların ayaklarındadır vs vs vs..

Yaşayalım gitsin Leyla..


from my zoiPhone😎
Location:Ev

Monday, September 19, 2016

Güncel 23

Gün geçmiyordu ki verdiğim bilimum test sonuçlarından çeşitli virüsler çıkmasın. Kollarımı açıp sen de gel, topla gel, gel abim otur şöyle, oo kimler gelmiş diye karşılıyordum tıp dünyasının kimyasal atıklarını. Kendi sıkıntılarından yola çıkarak google'dan bulduğu candida mantarını kendine layık bulan sevgili eşim, benimle birlikte testler vermeye başladı. Doktora marur bir eda ile "belirtilerim sonucunda candida'dan şüpheleniyorum" diye caka sattıktan sonra çıkan sonuçlarda kendisinde değil bende candida olduğunu öğrenince türk filmlerindeki o eşsiz sahneyi yaşadı; "nayır, nolamaz, raporlarımız karışmış olmalı"

Birbirimize manasızca sarılıp ağladık uzun uzun. Sonra aniden kendime gelip candida ney laaan diye tokatı yapıştırdım suratına. Candida ney? Netten bulduğun bir aşufte mi? Bende ne arıyor? İkiniz bir olup beni zehirlediniz mi? İnsan gibi boşanalım deseydin ya ayı! Niye beni öldürüyonuz ki? Lan yazık değil mi bana! Candida ney olm?

Anladığıma göre vücutta -olması gerektiği gibi- bir miktar bulunan, daha sonra sapıtıp diğer iyi bakterileri ele geçirerek fazladan üreyen ve depresyondan anksiyeteye, kaşıntıdan sırt ağrılarına kadar insanı süründüren bir dolu olaya sebebiyet veren bir baş belası. Ya da her ne boksa işte. Şu an acaip başım ağrıyor mesela. Çünkü candida, anlıyo musun?

Tedavi yöntemlerini araştırıyorum. Sağlıklı beslenme, bol su, üç beyazdan uzak dur falan filan. Bildiğin klasik diyetisyen listesi. Çok ilginç şeyler deneyenlerden de var. Çok ileri derecede hasta olanların uyguladığı doğal yöntemler. Sarımsakla fazla içli dışlı olmak gibi. Neyse ki saf anadolu insanıyız, seviyoruz sarımsağı. Gerekirse akraba bile olabiliriz. Arap yağı bol bulunca ne yapıyorsa, gerekirse onu da yaparız. Sağlık söz konusu olunca tedaviden zevk almaya bakacaksın. Anladınız siz onu..

Geçmiş bayramınız kutlu olsun. İyi yediniz, içtiniz, gezdiniz. Hepinizden alasını yapacağımı bildiğiniz halde koyduğunuz fotolarla şahsıma hava atmaya çalıştınız. Yamuk yumuk ayaklarınızı ucuz halk plajlarında çekip ağzımıza soktunuz. Geçen seneden rezervasyon yapıp geceliği 33 liradan cafcaflı otellerde fink attınız. Yan masadaki zenginlerin sofrasının fotolarını çaktırmadan çekip "ay amma yedik kığğğz" diye not yazıp kuru ekmek kemirdiniz. Komşunun mangal partisini gizlice fotolayıp kendinize mal ettiniz. 3-5 bebe bir araya geldi diye sanki çok eğleniyormuş gibi "çocuklar pek mutloğğ" dediniz. Yemedik bunları.

Yunanistan'ı işgal ettiniz. Bodrum'da kazıklanmayak diye kahpe yunana doma.., ay pardon sırtınızı dayadınız. Sanki sayenizde esnaf kepenk kapattı. Bi siz akıllıydınız çünkü. Avrupaya dağıldınız. Gözünüz medeniyet gördü. Tv'de trilyon kez gördüğünüz roma, amsterdam, barselona'da bok var diye oralara gittiniz. Dakikada 28682 foto çekip paylaştınız. İlk üç, beş fotodan sonra vay ayı vay deyip geçtik.

Bunları sırf hiçbir yere gidemeyip evde oturduğum için yazmıyorum. Gerçekler bunlar. Maalesef benim tatil yapamadığım zamanlarda sosyal medya ortamı bombok paylaşımlarla doluyor. Hayır ben de plan yapmıştım, ben de en havalı yerlerde en pahalı biçlerde en sofistike kokteyller eşliğinde fakirliğinizi, sıradan ve basitliğinizi yüzünüze çalacaktım ama olmadı. Hayat ben planlar yaparken çok gülüp eğlenmiş olmalı ki baĞzı nedenlerden dolayı ankaradaki lüks villamda hapis kaldım. Önümüzdeki maçlara bakıcaz artık..

Ya üzülme, ben seni ankaradaki en kral yerlere götüreceğim, hiç sıkılmayacaksın diyen biricik eşim evde 7/24 don atlet tv izledi. Ya al arabayı git nereye istiyorsan diye çemkirdi arada. Ulan dul kadın gibi bayramda bebemle akraba ziyaretine mi gideyim ayıoğluayı? Kaldı ki en fakir akrabamız bile tatilde amk. Hangisine ne yalan söylediğimi unuttum "aa neden gitmediniz biryerlere" dediklerinde. Birine arabayı çarptık, diğerine hastaydık, öbürüne ay eşim bol sıfırlı bir anlaşmaya imza attı da o yüzden, maldivlerde ayarladığımız bungalova bred pit aylesiyle gitmiş inanamıoğrağm. Atmadığım sükseli yalan kalmadı.

Netçe olarak hepinize kin ve nefret doluyum. Bir daha da bu kadar uzun bayram tatili yokmuş, oh canıma değsin. Anca ramazan çadırında içtiğiniz arrrrmut hoşafını paylaşırsınız artık.

Bebeyi de okula ekim-kasım gibi veririm diyordum. Evde otur otur otur otur otur baktım çürüyüp ölmeye başladık bari o kurtulsun diye bugün hayırlısı ile başlattık. Evladım "anne biz neden izmire, bodruma gitmiyoruz" diye her sorduğunda mermiyi namluya verip sıktım adamın alnının ortasına. Ölmedi ayıoğluayı. Onun da suçu yokta işte. Biri ölmeli di mi. Ben mi öleyim.

Şimdi hepiniz işinizin başına hadi bakim. Gevşediniz iyice puding gibi heryeriniz oynamaya başladı. O şaaşaalı tatiliniz de bitti çok şükür. Üç kuruş ekmek parası için sefil sefil çalışmaya devam edin. Aferin çocum. Canımı sıkmayın benim.

Selametle..


from my zoiPhone😎
Location:Ev

Friday, August 12, 2016

Apandisit Apandist Değil

Öyle başı, gözü ağrıyınca piremses kaprisi yapabilen biri değilim. Kırkta yılda hasta olduğumda "birşeyin yok ya domuz gibisin" diye sevgi ve şefkatle yaklaşır ailem. Dolayısıyla ay başım döndü şuraya biraz oturayım bile demem. Başım döner, düşer bayılırım, üstümden atlayıp geçerler. Yok o kadar olmasa da ona benzer diyelim. Akşam üstü karnım ağrımaya başladı. Olabilir, ağrır, geçer. Geçmedi, dolanmaya başladı. Soldan başladı, sağa kaydı, sağa çöktü hatta. Olabilir, ağrıyabilir, geçer. Erken yatayım da bari sabaha geçmiş olur diyip uyku ilacı aldım. Normalde yarım dozu öküz bayıltan ilacı tam aldım. Yattım, ağrıyor, sola dön ı ıh, sağa dön imkansız, sırt üstü yatınca tekbir getirecek duruma geliyor ağrı. İlaç etkisini gösterse diye beklerken netten semptomlarıma bakayım dedim. Direkt apandisiti işaret ediyor. Teşhisimi koydum ama uyuyayım da sabah şaaparız. Öyle sancı olmaya başladı ki uyusam belli ki sabahı göremeyeceğim. Biricik eşim ve kızım da tv izliyor. Şey bi bakar mısınız diye usulca yanlarına yanaştım. Bi acile neyin mi gitsek ben galiba ölüyorum da dedim. İki saniyelik olayı uzun uzun açıklayan göz temasından sonra atladık arabaya.

- Yavaş kullan arkadaşım karnım ağrıyor ya!
- Ya bişeyin yok öff!
- Olm çukura girmesene ayı, argghh karnım yaa!
- Acile böyle gidilir.
- Acile değil direkt mezarlığa gidelim ölüyom!
- Az kaldı dayan.
- Ulan evinde uzat ayağını çek sancını ne buna laf anlatıyon ya, ah eşek kafam!

Hastanedeyiz, bebenin iyice uykusu geldi. Anne sen burada kal, biz babamla gidip yatalım, iyileşince gelirsin dedi armudun en dibine düşen bebesi. Yörü git şunu ananesine bırak gel dedim. Neyin var dedi doktor. Belirtiler apandisiti gösteriyor diyip netten okuduğum tıp terimleriyle teşhisimi destekledim. Şaşkınlıkla karışık hayran bakışlar beklerken hamfendi apandisit 11-30 yaşları arasında görülür, bu kağıtta sizin yaşınız .... demeye başlamasın mı. Başlatma lan diplomana pzvnk, ona bakarsan 20 yaş dişleri de 20li yaşlarda çıkıyor ama 50 yaşında insanda da görülüyor diye bağırdım içimden. O zaman şöyle söyleyeyim doktor bey; karnımın içinde sığırlar tepişiyor, oldu mu canım. İlla hasta hiç birşey bilmesin, herşeyi siz bilin amk. Yaptılar kan testi, röntgen, mr, muayene, dönüp yarım ağızla "evet bir apandisit şüphesi var ama bla bla bla" İşte o şüpheyi al sana lazım olur dedim yine içimden..

Sabaha karşı (4 gibi) yatışınız yapıldı, sizi odaya alıyoruz dediler. Aha dedim zoi postunu delecekler kızım hazır ol. Valla canımı bile alacak olsalar önce uyumam lazım, perişanım. Biricik eşim de yanımda. Çıktık odaya, prosedür gereği tekerlekli sandalyede götürüyorlar ama karnım her zıplamada sancıyor. Hastaneye yatıyorsun ya havaya sokuyorlar tekerlekli sandalye ile. İki kişilik odada yaşlı bir teyze geçmiş olsun diye karşılıyor. Refakatçisi uyurken o yatağının köşesinde oturmuş meraklı gözlerle bizi izliyor. Sohbet edecek o saatte. Biricik sevgili kocam ile yataklara attık kendimizi. "Uyuyacak mısınız?" dedi. Teyze saat 4 diye tısladım. Bu arada televizyon açık, sesi de. Davul çalsa uyuyacağım için ses etmedim. Sabah oluyor kızım uyunur mu, kalk kocana bi kahve yap dedi. Yeminle dönüp güldüm ya. Yani o kadar komik geldi ki o lafı. Güzel espiriydi.

Neyin var senin diye devam etti. Artık gözlerim kapalı cevap verdim. Apandisitte insanın canı hiç et çekmezmiş, canın et çekiyor mu dedi. Hebee hö he diyebildim. Yok teyze uyuycam ben dedim. Çocuklar benim karnım çok aç, bi döner olsa da yesem, doktooooooor, doktooooor bana döner getirin, tava, kebap, et getirin diye bağırmaya başladı. Siparişleri eşliğinde uyumayı başarabildik. Sabah 6-6:30 gibi birinin dürtmesiyle uyandım. Kalkın ameliyat olacaksınız diyor biri. Ulan dur gözüm açılmıyor daha. Ameliyat mı olacağım, ya doktor durumunu izleyeceğiz demişti, ameliyat demedi bana kimse. Hayır ameliyat olacaksınız diyor ısrarla. Al ulan al böbreğimi mi istiyon al da uyuyayım ya. İyi olayım o zaman dedim. Ne ameliyatı olacaksınız diye sordu. Lan? Ameliyat olacaksın diyen sensin? Ben mi sana bilgi vereyim? Apandisitimi zaten kendim teşhis ettim, lokal yapın açıp bi de kendim alayım o zaman. Siz kimsiniz pardon dedim. Tamam yatabilirsiniz diyip elindeki kağıda bir şeyler karalayıp gitti. Birbirimize baktık biricik eşimle. Manyak mı la diyip geri yattık.

Sabah vizitine havalı doktorlar geldi. İcra memuru gibi daldılar odaya. Acaip ciddiler. Sana da geçiriyolar o ciddiyeti. Lan çok ciddi hastayım de mi lan ben. Ölücem de mi. Olm apandisit diye geldik adamlar üç hafta ömrüm var gibi bakıyo bana. Yanımdaki teyze hamile olduğumdan emin. Benim adıma doktorlara bilgi veriyor "karnı şiş karnı, hamiledir o" Hasbinallah. İzlemeye devam edecekler, bilmem ne kanalından bilmem ne şeysini şey edecekler falan japonca konuşup gittiler. Tek anladığım daha bir kaç gün daha buradayım. Bir de "oral kapalı" dediler. O da yemek yemeyecek demekmiş. Yanımdaki teyze yine müdahale etti "hamile kadın aç olmaz, komposto içsin"

Orali açık olan biricik eşim refakatçi kahvaltısını ettikten sonra eve kıyafet neyin almaya gitti. Süslü stajyer sağlıkçılar gelip rutin kontrollerimi yapıyor. Birinin ağzında da ciklet. Kolumdaki damar yoluna şırıngayla sürekli ilaç sıktığı için ağzına bi tane patlatamıyorum. Gülümseyip teşekkür ediyorum. Yanımdaki teyze belli ki epeydir orada ve hafiften üşütmeye başlamış. Sürekli bağırıyor "doktooor et verin bana, çiğneyeyim tüküreyim lütfen doktoor" diye. Arada bana dönüp canın et çekiyor mu diyor. Konuşmalarından kendisini yiğeni diye tanıttığı refakatçisini günlük ücretle tuttuğunu anlıyor ama çaktırmıyorum. Teyzenin telefonu çalıyor, arayan tamirci, arabasının tamiri için daha fazla para gerektiğini söylüyor. Telefonu kapattıktan sonra refakatçisi "anne ben senin araban olduğunu bilmiyordum" diyor. Cevap "bilmen mi gerekiyordu?" Vay arkadaş olaylar olaylar diyorum elimdeki gazeteden kafamı kaldırmadan. Yetmiyor ağız dalaşına girip kavga ediyorlar. Kız teyzenin oğlunu arayıp işi bıraktığını söylüyor. Oğlu geliyor, doktorlarla görüşüp teyzeye psikiyatrik ilaçlar verilmesi gerektiğini söylüyor.

İçiniz iyice şiştiyse devam ediyorum..

Bu arada bende ne ağrı ne sancı kalmadı. Günde iki miligram antibiyotik yiyince turp gibi oldum. Devletin hastanesinde boş yere yatak işgal ediyorum. Bütün değerler normal. Yok bir gün daha kalacaksın diyorlar. Ağlayacağım artık öyle sıkıldım. Ertesi sabah vizite daha havalı ve daha ciddi gelen doktorlar nasılsın diye sorunca valla süpermen gibiyim doktor bey bırakın beni demekle yetinmiyor ajitasyon baabında benim küçük bir kızım var yanına gitmem lazım diye de ekliyorum. Homurtulu japonca konuşmalar oluyor, anlamıyorum, yine 3 hafta ömrüm kalmış gibi bakıp gidiyorlar. Arkalarından daha az havalı bir kaç doktor gelip büyük tuvaletimi yapmazsam taburcu olamayacağımı ve lavman yapacaklarını söylüyor. Nööey? Biricik eşime hemen beni hastanenin bahçesine çıkarmasını söylüyorum.

- Şşş hadi bahçeye çıkak mı?
- Lavmanı duyunca uçukladın de mi ehiehi
- Kes lan tut şu serumun ucundan hadi çıkalım.
- Ne o kaçacan mı?
- He kaçacam.
...

- Sigara var mı yanında?
- Yok artık!
- Olm iki nefes çekeyim şehrin kanalizasyonunu hoplatırım.
- Söyleyecem doktora ehiehi
- Zçayım da ondan sonra söyle bari.
...

Tuvaletten çıktığımda yüzümde trilyonluk transfere imza atmış yozgatlı futbolcu sevinci vardı. Öğlen çıkışım yapıldı, elimde reçete, kucağımda evladımla evime döndüm. Aynı günün akşamı da darbe oldu. Fetö beni de öldürmek istemiş olabilir. Milleti güldürüyor pis soytarı, öldürün bunu falan dedilerse..

Yannız şunu söyleyeyim gittiğim en temiz, yemekleri en leziz (kaynak; eşim), yatakları ve odaları en rahat devlet hastanesi. Tabi kimse benden normal insan takdiri ve teşekkürü beklemesin. Buradan beni o hastaneye yönlendiren, ilgi ve alakasını esirgemeyen caanım arkaaşlarıma teşekkür eder, cumartesi günü bira-pizza partimizde yanaklarından öpeceğimi bildirmek isterim.

Allah düşürmesin, eksikte etmesin, tüm hastalara şifa, doktor ve personele sabır, güç, kuvvet versin diyor ve "ameliyat olacaksınız, olacaksınız evet, ameliyat olacaksınız, ama ne olacaksınız" diye beni sabahın köründe kaldıran denyoya nanik yapıyorum.

Sağlıkla kalın.


from my zoiPhone😎

Location:Ev

 
Designed by Beautifully Chaotic