Ne Aramıştın?

Yeme, içme, gezme, görme, gülme, annelik, babalık, çocukluk, sanat, çizme, boyama, müzik, tiyatro, film..

Monday, September 19, 2016

Güncel 23

Gün geçmiyordu ki verdiğim bilimum test sonuçlarından çeşitli virüsler çıkmasın. Kollarımı açıp sen de gel, topla gel, gel abim otur şöyle, oo kimler gelmiş diye karşılıyordum tıp dünyasının kimyasal atıklarını. Kendi sıkıntılarından yola çıkarak google'dan bulduğu candida mantarını kendine layık bulan sevgili eşim, benimle birlikte testler vermeye başladı. Doktora marur bir eda ile "belirtilerim sonucunda candida'dan şüpheleniyorum" diye caka sattıktan sonra çıkan sonuçlarda kendisinde değil bende candida olduğunu öğrenince türk filmlerindeki o eşsiz sahneyi yaşadı; "nayır, nolamaz, raporlarımız karışmış olmalı"

Birbirimize manasızca sarılıp ağladık uzun uzun. Sonra aniden kendime gelip candida ney laaan diye tokatı yapıştırdım suratına. Candida ney? Netten bulduğun bir aşufte mi? Bende ne arıyor? İkiniz bir olup beni zehirlediniz mi? İnsan gibi boşanalım deseydin ya ayı! Niye beni öldürüyonuz ki? Lan yazık değil mi bana! Candida ney olm?

Anladığıma göre vücutta -olması gerektiği gibi- bir miktar bulunan, daha sonra sapıtıp diğer iyi bakterileri ele geçirerek fazladan üreyen ve depresyondan anksiyeteye, kaşıntıdan sırt ağrılarına kadar insanı süründüren bir dolu olaya sebebiyet veren bir baş belası. Ya da her ne boksa işte. Şu an acaip başım ağrıyor mesela. Çünkü candida, anlıyo musun?

Tedavi yöntemlerini araştırıyorum. Sağlıklı beslenme, bol su, üç beyazdan uzak dur falan filan. Bildiğin klasik diyetisyen listesi. Çok ilginç şeyler deneyenlerden de var. Çok ileri derecede hasta olanların uyguladığı doğal yöntemler. Sarımsakla fazla içli dışlı olmak gibi. Neyse ki saf anadolu insanıyız, seviyoruz sarımsağı. Gerekirse akraba bile olabiliriz. Arap yağı bol bulunca ne yapıyorsa, gerekirse onu da yaparız. Sağlık söz konusu olunca tedaviden zevk almaya bakacaksın. Anladınız siz onu..

Geçmiş bayramınız kutlu olsun. İyi yediniz, içtiniz, gezdiniz. Hepinizden alasını yapacağımı bildiğiniz halde koyduğunuz fotolarla şahsıma hava atmaya çalıştınız. Yamuk yumuk ayaklarınızı ucuz halk plajlarında çekip ağzımıza soktunuz. Geçen seneden rezervasyon yapıp geceliği 33 liradan cafcaflı otellerde fink attınız. Yan masadaki zenginlerin sofrasının fotolarını çaktırmadan çekip "ay amma yedik kığğğz" diye not yazıp kuru ekmek kemirdiniz. Komşunun mangal partisini gizlice fotolayıp kendinize mal ettiniz. 3-5 bebe bir araya geldi diye sanki çok eğleniyormuş gibi "çocuklar pek mutloğğ" dediniz. Yemedik bunları.

Yunanistan'ı işgal ettiniz. Bodrum'da kazıklanmayak diye kahpe yunana doma.., ay pardon sırtınızı dayadınız. Sanki sayenizde esnaf kepenk kapattı. Bi siz akıllıydınız çünkü. Avrupaya dağıldınız. Gözünüz medeniyet gördü. Tv'de trilyon kez gördüğünüz roma, amsterdam, barselona'da bok var diye oralara gittiniz. Dakikada 28682 foto çekip paylaştınız. İlk üç, beş fotodan sonra vay ayı vay deyip geçtik.

Bunları sırf hiçbir yere gidemeyip evde oturduğum için yazmıyorum. Gerçekler bunlar. Maalesef benim tatil yapamadığım zamanlarda sosyal medya ortamı bombok paylaşımlarla doluyor. Hayır ben de plan yapmıştım, ben de en havalı yerlerde en pahalı biçlerde en sofistike kokteyller eşliğinde fakirliğinizi, sıradan ve basitliğinizi yüzünüze çalacaktım ama olmadı. Hayat ben planlar yaparken çok gülüp eğlenmiş olmalı ki baĞzı nedenlerden dolayı ankaradaki lüks villamda hapis kaldım. Önümüzdeki maçlara bakıcaz artık..

Ya üzülme, ben seni ankaradaki en kral yerlere götüreceğim, hiç sıkılmayacaksın diyen biricik eşim evde 7/24 don atlet tv izledi. Ya al arabayı git nereye istiyorsan diye çemkirdi arada. Ulan dul kadın gibi bayramda bebemle akraba ziyaretine mi gideyim ayıoğluayı? Kaldı ki en fakir akrabamız bile tatilde amk. Hangisine ne yalan söylediğimi unuttum "aa neden gitmediniz biryerlere" dediklerinde. Birine arabayı çarptık, diğerine hastaydık, öbürüne ay eşim bol sıfırlı bir anlaşmaya imza attı da o yüzden, maldivlerde ayarladığımız bungalova bred pit aylesiyle gitmiş inanamıoğrağm. Atmadığım sükseli yalan kalmadı.

Netçe olarak hepinize kin ve nefret doluyum. Bir daha da bu kadar uzun bayram tatili yokmuş, oh canıma değsin. Anca ramazan çadırında içtiğiniz arrrrmut hoşafını paylaşırsınız artık.

Bebeyi de okula ekim-kasım gibi veririm diyordum. Evde otur otur otur otur otur baktım çürüyüp ölmeye başladık bari o kurtulsun diye bugün hayırlısı ile başlattık. Evladım "anne biz neden izmire, bodruma gitmiyoruz" diye her sorduğunda mermiyi namluya verip sıktım adamın alnının ortasına. Ölmedi ayıoğluayı. Onun da suçu yokta işte. Biri ölmeli di mi. Ben mi öleyim.

Şimdi hepiniz işinizin başına hadi bakim. Gevşediniz iyice puding gibi heryeriniz oynamaya başladı. O şaaşaalı tatiliniz de bitti çok şükür. Üç kuruş ekmek parası için sefil sefil çalışmaya devam edin. Aferin çocum. Canımı sıkmayın benim.

Selametle..


from my zoiPhone😎
Location:Ev

Friday, August 12, 2016

Apandisit Apandist Değil

Öyle başı, gözü ağrıyınca piremses kaprisi yapabilen biri değilim. Kırkta yılda hasta olduğumda "birşeyin yok ya domuz gibisin" diye sevgi ve şefkatle yaklaşır ailem. Dolayısıyla ay başım döndü şuraya biraz oturayım bile demem. Başım döner, düşer bayılırım, üstümden atlayıp geçerler. Yok o kadar olmasa da ona benzer diyelim. Akşam üstü karnım ağrımaya başladı. Olabilir, ağrır, geçer. Geçmedi, dolanmaya başladı. Soldan başladı, sağa kaydı, sağa çöktü hatta. Olabilir, ağrıyabilir, geçer. Erken yatayım da bari sabaha geçmiş olur diyip uyku ilacı aldım. Normalde yarım dozu öküz bayıltan ilacı tam aldım. Yattım, ağrıyor, sola dön ı ıh, sağa dön imkansız, sırt üstü yatınca tekbir getirecek duruma geliyor ağrı. İlaç etkisini gösterse diye beklerken netten semptomlarıma bakayım dedim. Direkt apandisiti işaret ediyor. Teşhisimi koydum ama uyuyayım da sabah şaaparız. Öyle sancı olmaya başladı ki uyusam belli ki sabahı göremeyeceğim. Biricik eşim ve kızım da tv izliyor. Şey bi bakar mısınız diye usulca yanlarına yanaştım. Bi acile neyin mi gitsek ben galiba ölüyorum da dedim. İki saniyelik olayı uzun uzun açıklayan göz temasından sonra atladık arabaya.

- Yavaş kullan arkadaşım karnım ağrıyor ya!
- Ya bişeyin yok öff!
- Olm çukura girmesene ayı, argghh karnım yaa!
- Acile böyle gidilir.
- Acile değil direkt mezarlığa gidelim ölüyom!
- Az kaldı dayan.
- Ulan evinde uzat ayağını çek sancını ne buna laf anlatıyon ya, ah eşek kafam!

Hastanedeyiz, bebenin iyice uykusu geldi. Anne sen burada kal, biz babamla gidip yatalım, iyileşince gelirsin dedi armudun en dibine düşen bebesi. Yörü git şunu ananesine bırak gel dedim. Neyin var dedi doktor. Belirtiler apandisiti gösteriyor diyip netten okuduğum tıp terimleriyle teşhisimi destekledim. Şaşkınlıkla karışık hayran bakışlar beklerken hamfendi apandisit 11-30 yaşları arasında görülür, bu kağıtta sizin yaşınız .... demeye başlamasın mı. Başlatma lan diplomana pzvnk, ona bakarsan 20 yaş dişleri de 20li yaşlarda çıkıyor ama 50 yaşında insanda da görülüyor diye bağırdım içimden. O zaman şöyle söyleyeyim doktor bey; karnımın içinde sığırlar tepişiyor, oldu mu canım. İlla hasta hiç birşey bilmesin, herşeyi siz bilin amk. Yaptılar kan testi, röntgen, mr, muayene, dönüp yarım ağızla "evet bir apandisit şüphesi var ama bla bla bla" İşte o şüpheyi al sana lazım olur dedim yine içimden..

Sabaha karşı (4 gibi) yatışınız yapıldı, sizi odaya alıyoruz dediler. Aha dedim zoi postunu delecekler kızım hazır ol. Valla canımı bile alacak olsalar önce uyumam lazım, perişanım. Biricik eşim de yanımda. Çıktık odaya, prosedür gereği tekerlekli sandalyede götürüyorlar ama karnım her zıplamada sancıyor. Hastaneye yatıyorsun ya havaya sokuyorlar tekerlekli sandalye ile. İki kişilik odada yaşlı bir teyze geçmiş olsun diye karşılıyor. Refakatçisi uyurken o yatağının köşesinde oturmuş meraklı gözlerle bizi izliyor. Sohbet edecek o saatte. Biricik sevgili kocam ile yataklara attık kendimizi. "Uyuyacak mısınız?" dedi. Teyze saat 4 diye tısladım. Bu arada televizyon açık, sesi de. Davul çalsa uyuyacağım için ses etmedim. Sabah oluyor kızım uyunur mu, kalk kocana bi kahve yap dedi. Yeminle dönüp güldüm ya. Yani o kadar komik geldi ki o lafı. Güzel espiriydi.

Neyin var senin diye devam etti. Artık gözlerim kapalı cevap verdim. Apandisitte insanın canı hiç et çekmezmiş, canın et çekiyor mu dedi. Hebee hö he diyebildim. Yok teyze uyuycam ben dedim. Çocuklar benim karnım çok aç, bi döner olsa da yesem, doktooooooor, doktooooor bana döner getirin, tava, kebap, et getirin diye bağırmaya başladı. Siparişleri eşliğinde uyumayı başarabildik. Sabah 6-6:30 gibi birinin dürtmesiyle uyandım. Kalkın ameliyat olacaksınız diyor biri. Ulan dur gözüm açılmıyor daha. Ameliyat mı olacağım, ya doktor durumunu izleyeceğiz demişti, ameliyat demedi bana kimse. Hayır ameliyat olacaksınız diyor ısrarla. Al ulan al böbreğimi mi istiyon al da uyuyayım ya. İyi olayım o zaman dedim. Ne ameliyatı olacaksınız diye sordu. Lan? Ameliyat olacaksın diyen sensin? Ben mi sana bilgi vereyim? Apandisitimi zaten kendim teşhis ettim, lokal yapın açıp bi de kendim alayım o zaman. Siz kimsiniz pardon dedim. Tamam yatabilirsiniz diyip elindeki kağıda bir şeyler karalayıp gitti. Birbirimize baktık biricik eşimle. Manyak mı la diyip geri yattık.

Sabah vizitine havalı doktorlar geldi. İcra memuru gibi daldılar odaya. Acaip ciddiler. Sana da geçiriyolar o ciddiyeti. Lan çok ciddi hastayım de mi lan ben. Ölücem de mi. Olm apandisit diye geldik adamlar üç hafta ömrüm var gibi bakıyo bana. Yanımdaki teyze hamile olduğumdan emin. Benim adıma doktorlara bilgi veriyor "karnı şiş karnı, hamiledir o" Hasbinallah. İzlemeye devam edecekler, bilmem ne kanalından bilmem ne şeysini şey edecekler falan japonca konuşup gittiler. Tek anladığım daha bir kaç gün daha buradayım. Bir de "oral kapalı" dediler. O da yemek yemeyecek demekmiş. Yanımdaki teyze yine müdahale etti "hamile kadın aç olmaz, komposto içsin"

Orali açık olan biricik eşim refakatçi kahvaltısını ettikten sonra eve kıyafet neyin almaya gitti. Süslü stajyer sağlıkçılar gelip rutin kontrollerimi yapıyor. Birinin ağzında da ciklet. Kolumdaki damar yoluna şırıngayla sürekli ilaç sıktığı için ağzına bi tane patlatamıyorum. Gülümseyip teşekkür ediyorum. Yanımdaki teyze belli ki epeydir orada ve hafiften üşütmeye başlamış. Sürekli bağırıyor "doktooor et verin bana, çiğneyeyim tüküreyim lütfen doktoor" diye. Arada bana dönüp canın et çekiyor mu diyor. Konuşmalarından kendisini yiğeni diye tanıttığı refakatçisini günlük ücretle tuttuğunu anlıyor ama çaktırmıyorum. Teyzenin telefonu çalıyor, arayan tamirci, arabasının tamiri için daha fazla para gerektiğini söylüyor. Telefonu kapattıktan sonra refakatçisi "anne ben senin araban olduğunu bilmiyordum" diyor. Cevap "bilmen mi gerekiyordu?" Vay arkadaş olaylar olaylar diyorum elimdeki gazeteden kafamı kaldırmadan. Yetmiyor ağız dalaşına girip kavga ediyorlar. Kız teyzenin oğlunu arayıp işi bıraktığını söylüyor. Oğlu geliyor, doktorlarla görüşüp teyzeye psikiyatrik ilaçlar verilmesi gerektiğini söylüyor.

İçiniz iyice şiştiyse devam ediyorum..

Bu arada bende ne ağrı ne sancı kalmadı. Günde iki miligram antibiyotik yiyince turp gibi oldum. Devletin hastanesinde boş yere yatak işgal ediyorum. Bütün değerler normal. Yok bir gün daha kalacaksın diyorlar. Ağlayacağım artık öyle sıkıldım. Ertesi sabah vizite daha havalı ve daha ciddi gelen doktorlar nasılsın diye sorunca valla süpermen gibiyim doktor bey bırakın beni demekle yetinmiyor ajitasyon baabında benim küçük bir kızım var yanına gitmem lazım diye de ekliyorum. Homurtulu japonca konuşmalar oluyor, anlamıyorum, yine 3 hafta ömrüm kalmış gibi bakıp gidiyorlar. Arkalarından daha az havalı bir kaç doktor gelip büyük tuvaletimi yapmazsam taburcu olamayacağımı ve lavman yapacaklarını söylüyor. Nööey? Biricik eşime hemen beni hastanenin bahçesine çıkarmasını söylüyorum.

- Şşş hadi bahçeye çıkak mı?
- Lavmanı duyunca uçukladın de mi ehiehi
- Kes lan tut şu serumun ucundan hadi çıkalım.
- Ne o kaçacan mı?
- He kaçacam.
...

- Sigara var mı yanında?
- Yok artık!
- Olm iki nefes çekeyim şehrin kanalizasyonunu hoplatırım.
- Söyleyecem doktora ehiehi
- Zçayım da ondan sonra söyle bari.
...

Tuvaletten çıktığımda yüzümde trilyonluk transfere imza atmış yozgatlı futbolcu sevinci vardı. Öğlen çıkışım yapıldı, elimde reçete, kucağımda evladımla evime döndüm. Aynı günün akşamı da darbe oldu. Fetö beni de öldürmek istemiş olabilir. Milleti güldürüyor pis soytarı, öldürün bunu falan dedilerse..

Yannız şunu söyleyeyim gittiğim en temiz, yemekleri en leziz (kaynak; eşim), yatakları ve odaları en rahat devlet hastanesi. Tabi kimse benden normal insan takdiri ve teşekkürü beklemesin. Buradan beni o hastaneye yönlendiren, ilgi ve alakasını esirgemeyen caanım arkaaşlarıma teşekkür eder, cumartesi günü bira-pizza partimizde yanaklarından öpeceğimi bildirmek isterim.

Allah düşürmesin, eksikte etmesin, tüm hastalara şifa, doktor ve personele sabır, güç, kuvvet versin diyor ve "ameliyat olacaksınız, olacaksınız evet, ameliyat olacaksınız, ama ne olacaksınız" diye beni sabahın köründe kaldıran denyoya nanik yapıyorum.

Sağlıkla kalın.


from my zoiPhone😎

Location:Ev

Friday, July 29, 2016

Hayır!

Dört buçuk yaş annelerine psikolojik yardım yapılmalı, koruma altına alınmalı ve gezici araçlarla sokaklarda çıldırmış halde gezen bu anneler toplanıp uyutulmalı. Dört buçuk yaş anneleri hatıra ormanı kurulmalı. İsimleri köprülere, caddelere verilmeli, hayratlar yapılmalı. Dört buçuk yaş anneleri anma günü olmalı. Hayatını kaybedenler şehit, aklını kaybedenler gazi kabul edilmeli. Dört buçuk yaş annelerine bazı ayrıcalıklar tanınmalı, belediye evlerine yemek yollamalı, tekel bayilerinde kullanılmak üzere açık çek verilmeli, buna karşılık oy kullanma ve gündeme ilişkin görüş bildirme hakları ellerinden alınıp geçici fasulye muamelesi yapılmalı. Vergilere eklenecek dört buçuk yaş annelerine yardım paraları ile ıssız bir ada 99 yıllığına kiralanıp mağdurlara tahsis edilmeli. Adaya çocuk girişi yasaklanmalı, denizde köpek balıkları, karada ise dikenli tellerle gerekli önlem alınmalı.

Gereğini arz eder, ekte geçerli nedenlerimi sunarım.

zoi planet.


- Günaydın güzel kızım.
- Hayır, günaydın falan deme!
- Ama bak sabah oldu.
- Hayır sabah falan olmadı, konuşup durma!
- İyi sen uyanma o zaman, uyumaya devam et.
- Ya hayır devam edemem konuşup duruyosun!
- İyi sustum, hadi bye!

10 dk sonra

- Ay uyanmış benim bıdığım, gel bi öpeyim.
- Ya hayır bıdığım deme! öpme, sen kokuyosun!
- Ne kokuyorum beaa! Kahve içtim, ne kokuyorum aptal kafalı bok!
- Bok deme, kaka kızlar bok der!
- La havvvleğğğ.. Süt içer misin?
- Ya hayır akşam içtim ya süt, hep süt hep süt ya offf!
- Meyve suyu?
- Off hayır meyme suyu sabah sabah içilmez!

Sakinleşmek için 10 dk ara.

- Acıktın mı?
- Hayır ben acıkmam.
- İyi, bir şey istersen söyle.
- Ya hayır birşey istemem dedim ya!
- Lan tamam istersen söyle diyorum!
- İstemem diyorum ya hayıııııır!
- Başına o hayır kadar taşlar düşsün evladım.

.....

- Ben sabahları kek yemeyi çok severim.
- Kek yok, omlet yer misin?
- Ya hayır kek istiyorum! Kek, kek, kek, kek, kek, kek!
- Kek yok çocom. Sandviç, tost, omlet?
- Ananem nerde?
- Evinde.
- Ananem gelsin bana kek yapsın.
- Ben seni camdan fırlatayım, sen git ananen sana kek yapsın.
- Imm tost yap o zaman. Hayır sandviç yiycem, peynir koyma.

10 dk sonra

- Ya peynir koyma dedim, ıyyy peynir var bunda! (sandviçi yere atar)
- Lan peynir koymadım bebe, tereyağ o, al onu yerden ye şimdi!
- Hayır peynir o peyniiiir ıyyyy!
- Bak evladım o yere attığın sandviçi ya it gibi alıp yersin ya da akşama kadar ulursun yemek diye!
- Hayır yemiycem!
- Yeme çocum, yeme allahın cezası, yeme yavrum, yeme.

2 saat sonra

- Anne kediler sandviç yer mi?
- Aç kalınca herşeyi yerler.
- Ben kedi oldum şimdi o yerdeki sandviçi yiycem.
- Aaa akıllı kedicik, aferin sana.
(sandviçi yer ve ikincisini ister, onu da yer)

- Hadi parka götüreyim seni?
- Hayır, eee tamam parka gidelim ama büyük parka!
- Tamam bisikletini de alalım.
- Ya hayır orda çok hızlı kullanıyorum bisikleti sonra düşüyorum olmaz!
- Lan iyi almayalım o zaman bebe!
- Ama yavaş kullanırsam düşmem, alalım.
- Allağğm tut beni, şeytana uydurma yarabbiiğğğ!

yolda

- Parktan dönüşte ağlamak yok tamam mı, gidelim deyince 'peki annecim' diyeceksin?
- Tamam annecim. Ama çok duralım parkta, 100 kadar duralım tamam mı?
- Tamam çok duralım.

2 saat park mesaisi sonrası dönüş;

- Hadi gidiyoruz.
- Ya hayır daha yeni geldik, gitmiyoruz.
- Evladım iki saat oldu, heykelimizi dikecekler parka, hadi diyorum!
- Hayır diyorum, hayır, hayır, hayır.

Kaçma, kovalama, yakalama, bağrışmalar, hırpalama, arabaya sokma, bağlama..

- Kızım hani peki annecim diyecektin, öyle anlaşmıştık.
- Hayır anlaşmadık, seni sevmiyorum, sen kötü annesin!
- (Vay amk kötü de olduk) Kötü müyüm?
- Evet (aha evet dedi) sen kötüsün, bi daha seninle parka gelmiycem!
- Evet böyle yaparsan bir daha asla parka gelemiyceksin doğru.
- Ööeeee babamı istiyorum, babaağğğğ ööeee!
- Hay senin babayın şarap çanağına!

...........

- Susadım ben.
- Bardağın orada, doldurup içebilirsin.
- Hayır sen getir!
- (cinnete 5 kala) Ben susadığımda senden mi istiyorum?
- Hayır sen getir işte!
- Kalkıp içebilirsin.
- Hayııııııırrrrr! Ben içemem, senin getirmen lazım öööeee!

.........

- O kıyafetleri neden oraya koyuyorsun?
- Yıkandı bunlar, asıyorum ki kurusun.
- Tamam sen as ben toplarım. (astıklarımı çekiştirerek yere fırlatır)
- (cinnete 4) Bebe bin tane oyuncağın var, düşsene yakamdan, defol git oyun oyna hasbinallah yaaa!
- Hayır ben sana yardım etcem.
- Kıpırdamadan ve konuşmadan dur şurada bana en büyük yardım bu olur. (imkansızı istemek)
- Ya hayır duramam, hem çişim geldi benim.
- İyi hadi gel.
- Hayır ben kendim yapıcam.
- İyi yap ama düşme!
.
.
.
- Anne düştüm ben. (vol. 9253728)
- (cinnete 3) Ya bıktım senden yeminle bıktım ya yeter ya yeterrrrr!

.........

- Anne ne güzel koktu, ne yapıyorsun?
- Fasulye.
- Iyyy ben fasulyeleri sevmem!
- Pilav var yanında, seversin.
- Hayır pilavları hiç sevmem, bana makarna yap.
- (cinnete 2) Sana bok yapayım, eşşeğin bokunu yer misin?
- Hihihihii bok yemem ben, sen şaka mı yaptın?
- Hee şaka yaptım. (çok ciddiyim)

.............

- Bana çizgi film aç.
- Açar mısın annecim denir!
- Açar mısın annecim?
- Hayır haber dinliyorum, bekle biraz.
- Ya hayır bekleyemem hemen çizgi film aç! Çizgi film ööeeee aç diyorum, açıcaksın, aç!
- (cinnete 1) Lan on dakika haber bakıcam bi sus bebeeeee!!

Kapı kilidi açılır ve keyifli bir iş gününün tatlı yorgunluğu ile baba eve girer;

- Selaaaam, nasılsınız bakalım?
- ...... (NASIL OLACAZ HAYVAN HERİF NASIL OLACAZ DELİRDİK BU SAATE KADAR, NASILMIŞIZ, NASILIZ SEN SÖYLE, NASIL GÖRÜNÜYORUZ ORADAN)
- Babaaa, babacığımmm, seni çok özledimmm..


Game over.


from my zoiPhone😎

Location:Ev

Sunday, June 19, 2016

Diyaloging

08:30

- Sabah iki lokma peynir yedi onunla duruyor.
- Hı iyi.
- İki lokma peynirle karın mı doyar? Sor birşey istiyorsa yap şu çocuğa!

- Evladım ne istiyosun, ne yapayım?
- Benim karnım top anne.
- Hı iyi.

- Ay ne rahatsın zoi, çocuk aç, iki lokma peynir diyorum yaa!
- Sordum anne, karnı tokmuş. Aç olan çocuk tokum demez di mi?
- Üfff ne biçim annesin, çocuk iki senedir aynı kiloda, çırpı gibi yavrucak, yazık çok üzülüyorum, sevdiği bir şeyi yapsan yer, git yoğurda muz falan doğra onu yer belki.

- Çocom yoğurda muz doğrayayım, yer misin?
- Ya söyledim ya anne, benim karnım TOP!
- Hı iyi.

- Sorana kadar yapıp kaşıkla yedirsen olmuyo mu? Senin üşengeçliğinden vitaminsiz bu çocuk. Ananeciiiiim sana muzlu yoğurt yapayım mı piremsesim? (ulan ben de sordum ya, sordum diye kızdın, git yap dedin ya, sen niye soruyon ki şimdi)
- Üfff anane yaa yemiycem, topum ben!

- Yemiyor. Haftada iki yumurta yese kar. Ne sebze yiyor ne meyve. Doktora gidelim bi. Vitamin yazsın, iştah açıcı versin.
- Anne yeni gittik, kadın boyu-kilosu iyi. Her zaman herşeyi sizin istediğiniz ölçüde yemek zorunda değil. O damak zevki olan bir birey. Vitamin ya da iştah açıcı vermek istemiyorum. Kilosu düşük olsa belki ama ihtiyacı yok dedi ya ANNEEEE!
- Dedi ama yemiyor işte?!?!*
- İnnaaytanyakelkevser...


11:00

- Sabah iki lokma peynirle duruyor, ne yapıcan bu çocuğa?
- Fasulye var, yanına da salata yaparım sever o.
- Hiç et yemiyor bu çocuk, iki de köfte kızart yanına da yesin.
- Anne yumruğu kadar midesi var, neresine yesin hepsini.
- Et yemesi lazım kızım, kan olsun, can olsun. Kızart ordan iki köfte.
- Hı iyi.


12:30

- Yedi mi köfteleri?
- Yedi ve doydu anne. Fasulye ve salatayı yemedi.
- İki köfteyle mi duruyor şimdi bu çocuk?
- İki lokma peynir ve iki köfte evet anne.
- İlk başta köfteyi vermeseydin, fasulye yeseydi azıcık!
- Anne ev kebapçı gibi köfte koktuktan sonra bebeye fasulyeyi önce ye çocom diyemedim.
- Deseydin yerdi o.
- Anne bu çocok 4 yaşında 4. O işler öyle olmuyo.
- Hiç sebze yemiyor bu çocuk. Bacakları, kolları çırpı gibi. Yok yemiyor!


14:00

- Ananeciiiiim, annen sana meyve tabağı yapsın mı? Elma, armut hıı?
- Havuç yiycem ben.
- Annesi havuç getir piremsesime. Biraz da meyve getir yer o.

- Yedi mi meyvesini?
- Anne kol kadar havuç yedi, elmayı ısırıp çöpe attı.
- Yemedi mi elmayı? Ay hiç meyve yemiyor bu çocuk. Vitaminsiz işte. Ne var soyup koysan önüne!
- La havle vela kuvvet inna binna...
- Soyup koysan, oyuna daldırıp ağzına tıkıversen yer o.
- LAN YEMİYOR İŞTE YEMİYOR ANNEAA!
- Bağırma, biz sizi böyle mi büyüttük! Sabah 6'da kalkar, fırına kek koyar, meyve suyu sıkardım ben size. Böreğim, salatam eksik olmazdı. Dolmalar yapar yedirirdim. Çeşit çeşit yedirdim ben size. Doktorlar, öğretmeniniz teşekkür ederdi. Herkes pazardan pazara yıkardı çocuğunu, ben sizi perşembe ve pazar yıkardım. Bir kere bitlenmediniz (ben pirelendim ama onu saymıyor demek ki). Öksürseniz doktora giderdim. Aah ah.
- Bi madalya ne bileyim bi plaket, bi kupa falan verdiler mi peki?
- Terbiyesiz!


16:30

- Havuçla duruyo bu çocuk. Akşama ne yediricen? Makarna ile büyüyor. Vitamin yok ki onda.
- Fasulye, salata, ayran.
- Fasulyeye kıyma koysaydın.
- Anne yaz günü taze fasulyeye niye kıyma koyayım ya? Manyak mıyım ben?
- Et, sebze bir arada olurdu, azıcık kilo alırdı çocuk.
- Ayhhh içimi şişiriyon içimi. İçim böyle balon oluyo, şişiyo şişiyo, sonra hööeeeerrk diye patlamak istiyorum anne. Böyle masayı kaldırıp fırlatmak istiyorum anlıyo musun? Bebeyi yere yatırıp kollarını bağlayıp ağzına kıyma tepmek istiyorum. Sonra tencereyi kafasından aşağı boşaltmak, ayranı burnuna dökmek istiyorum anne. Nöeee yemek istemiyor musun köpeeeek diye tokatlamak istiyorum. Anlıyo musun?
- Kabahat çocukta değil ki. Sen kafayı yemişsin. Git tedavi ol. Yazık bu çocuğa. Hem yediremiyorsun hem bana laf sayıyorsun. Dizim iyi olsa ben bakarım torunuma. Topaç gibi yaparım iki ayda. Ne biçim annesiniz ne biçim insanlarsınızkjnskkknckjsdcmzöxkxvbldmvöçcknx.... (sonu gelmiyor)


20:30

- Yatarken süt ver eline.
- Daha yeni ayran içti anne!
- Sen ver, iki yudum içse kar.
- KALK SEN VER ANNE!

Söylenerek, oflayıp puflayarak kalkıp süt veriyor.

- Hadi benim piremsesim, hadi ananecim bi yudum iç.
- I ıııh içmiycem.
- Hadi benim güzel kızım, hadi ananem, hadi kuzum.
- Karnım top anane, istemiyorum.
- Hadi fındığım, hadi fıstığım, bak kocaman abla olucan.
- İstemeeeem, aylan içtim ya.
- Bak nehir ablan gibi büyüycen, kocaman olucan.
- Ben kocaman olmak istemiyorum anane, içmeeem.
- Bok iç eşşoleşşeğin bebesi bok iç, ayağına kadar süt getirdim kaç yaşında kadınım, dizlerim ağrıyor, sırtım ağrıyor, bok iç!

- Isısısısısısısısıısısısısıssss


08:30

- Sabah iki lokma pey


from my zoiPhone😎

Location:Özbek

Saturday, June 11, 2016

Talih Kuşu

Evde paçamda bebeyle ocağı siliyorum. Sabah yaptığım yenmeyen krepleri pikniğe falan gidersek frizbi oynarız diye tabakta öylece bırakmışım. Ayağım yarı çıplak. Çünkü bir topuğumda mavi diğerinde pembe oyun hamuru yapışık. Öğleden sonra olmuş ama hala üzerimde pijama. Bu eve mi yüzümü yıkayıp makyaj yapacağıdım? Bu pislikte mi kar beyaz elbise giyip salınacaktım ki? Ocağı da terapi olsun diye siliyorum zaten. Örgü örmek, kitap okumak, yoga yapmak gibi. Gözlerim bile yarı açık. Komple açıp etraftaki tozları, penceredeki parmak izlerini, salyaları görmek istemiyorum. Beşinci kahvemi içiyorum. Ne zaman ağzıma bir lokma atsam "anneeğğğğ kakam geldieğğ" dediği için yeme refleksimi kaybettim. Kendi tuvaletini ve temizliğini yapabildiği halde ne zaman ekmeğin köşesini ısırsam bok aromasıyla yutturuyor bana. Ben de en iyisi yemeyeyim de öleyim diye bi tepki geliştirdim. Hiç bir şey yemeyip hiç kilo vermeyen ilk insan olabilirim.

Annem İzmir'de. "Ev boyanıyor, pencereler, camlar değişiyor. Gelmeyin daha temizlik yapılacak vıdıvıdı bıdıbıdı" başından savıyor beni. Ya bir şey olmaz bir köşede otururuz biz gelelim diyorum, bu sefer de "Öhhöee öhööe valla boğazlarım fena, kız hasta falan olur" diye işini sağlama alıyor. İyi anne iyi. Yok yani zaten benim de hiç tatil falan yapasım yok bu sene, bütün yılı evde anti-depresan ilaç kutularından kule yaparak geçirmek istiyorum. Çok yoğunum anne çoook! Bildiğin gibi değil. Hani gel desen de gelemem. Yoğunum annee!

Ağzım köpürmüş halde tırnak törpüsü ile ocağın kenarlarını temizlerken sevgili eşim gelip "hazırlan, yarın izmire gidiyorsunuz" dedi. Kulaklarım dikildi ve ona baktım. Hazırlan dedi. Kuyruğumu sallayıp etrafında bir kaç tur attıktan sonra sevinçten kucağına atlayıp yüzünü yalamaya başladım. Kafamı okşayıp sevdi, sakinleştirdi beni.

Her gittiğimde koca valiz hazırlıyorum, hiçbirini de giymiyorum, bu sefer minik bir çanta yapacağım diye başladığım hazırlık üç bavul ve iki çanta ile sona erdi. Sabahın kör saatinde babamla çıktık yola. Evladım da en az benim kadar sevinç içinde kuyruk sallıyordu tabi ki. Hatta yolda ara ara bana bakıp "anne bir daha o eve dönmeyelim olur mu" diyordu. İkimiz de kusacak kadar eve tıkılmıştık çünkü. Olur kızım, dönmeyelim. Dönmeyelim anasını satiim..

Evi gayet temiz ve düzenli buldum. Dış cephe boya işi bile az kalmış. Annemin öksürüğü de biz geldikten iki gün sonra aniden kesildi. Dolayısı ile ben de eve yayılmak sureti ile kısa sürede yerleştim. Kızımın yeni ikameti ananesinin paçası olduğu için pek rahatladım. Annem bunalıp babama, babam bunalıp anneme paslamak suretiyle akşamı ediyorduk. Yemiyor bu çocuk, aç bu aç, annesi yedirsene, sen yersen o da yer(?!), ay aç bıraktı çocuğu diye darlamaya başladıkları noktada netten okul bakmaya başladım.

Sonra olaylar pat-küt gelişti;

PAT
Bir davetten dönerken gözüme nette gördüğüm anaokullarından birinin tabelası ilişti. Babaağğ dön şurdan dön diye can havliyle direksiyona atladım. Daha ne oluyor, neresi burası, kim bu, ne? demeye vakit bırakmadan ön kayıt evraklarını imzalıyordum ben. Tamam o zaman yarın sabah bırakıyoruz hamfendi, saygılağğğrr diye çıktım kapıdan. Çünkü o an kayıt için sağ elinizin küçük parmağını satırla kesmemiz gerekiyor deseler, ya lafı mı olur kolumu alın diyecek durumdayım.

KÜT
Ertesi sabah saat 8'de kızı bırakıp 5km yürüyüş yapıp, iki saat güneşlenip, iki saat duş alıp, iki saat dergi okuyup, iki saat uyumak sureti ile günümü gün ettim. Ve akşam şıkır şıkır giyinip sanki bunları hep yapıyormuşum gibi burnum havada kızı almaya gittim. Ve sonsuza kadar mutlu yaşadım.

Tatil gibi tatil ulan. Tamam buraya servis olmadığından ben götürüp getireceğim ama 15 dakikalık yol için yas tutamam yani. Ha yolda hiç durmadan "gitmek istemiyorum, beni bırakma, daha ne kadar gidicem okula, ne zaman bitecek, gitmek istemiyorum, istemiyorum, öeee" diye söylenerek beyin ölümümü gerçekleştiriyor olsa da dönüşteki sessizlik herşeye bedel. Okul ne zaman bitecekmişmiş. Diyemiyorsun ki daha 15-20 yıl okul ulan. Aklı erse düşüp bayılır herhalde bunu desem. Vah yağzııık..

Akşama kadar tepemdeyken bir türlü geçmeyen zaman okuldayken zırt diye geçiyor. Bilim insanları bunu açıklasın lütfen. Ayrıca aman yazın okula başlasın, hasta olmaz, o olmaz, şu olmaz derken daha üçüncü gün ateşi zirve yaptı amk. Hasta çocuklarını okula yollayan sorumsuz ebeveynler yüzünden biz de onların konumuna düştük. Öksürük, burun akıntısı, ateş bunların yazı, kışı yok karşim. "Sınıfta hapşuran çocuk yüzünden hasta oldum, gidip ona kızıcam ve tekme atıcam" dedi benim edepli narin piremsesim. Tekme atma da git ensesine bi tokat atıp anana selam söyle de diye kibarca uyardım ben de. Çünkü damarlarımızdaki asil kan bunu gerektirir.

Ya öyle sevgili okur. Bildiğin talih kuşu kafama zçmış bu yaz. Herkes aiiyy okullar kapanıyor, ne yapcas bebeyle tüm gün diye inim inim inlerken, kolunda dizi dizi burmalar olan kayserili zengin kodaman karıları gibi kasım kasım kasılıyorum bu aralar. İki lafımdan biri okul. Yıllarca okula gidiyor mu? neden gitmiyor? sorularına ezik cevaplar aramaktan usanmışım zaar. Sorun arkadaşlar sorun. Böyle ağrıyan kulunçlarıma doğru sorun. Ohhhşş..

Herkese hayırlı ramazanlar, hayırlı oruçlar, huzurlu tatiller.


from my zoiPhone😎

Location:Özbek

 
Designed by Beautifully Chaotic