Ne Aramıştın?

Yeme, içme, gezme, görme, gülme, annelik, babalık, çocukluk, sanat, çizme, boyama, müzik, tiyatro, film..

Tuesday, May 20, 2014

Kahrolsun İvan!

Paldır küldür çıktık yola. Arabayı da çingeneler gibi doldurduk. Plaka 06 olmasa arabayı gören kölnden yola çıktık sanır. “Abi, bis alamanyadan gelyos bilion mu, hallo ih bin meryem, bu da mayne muti melaat” desem mesela benzinlikte, adam manyak mı lan bu diye düşünmeden önce arabaya baksın yeter. Arka camın köşesindeki turşu kavanozuylan iki kilo baldo pirinç ne bok olduğumuzu şeediyor orda. Uzun kalacaz bu sefer olm. Yeter angarayı bekledik aylarca. İş yok, güç yok. Dedim size bana iş bulun, bende sizin gibi 11 ay 2 hafta eşek gibi çalışayım, erken rezervasyonla tee şubatta temmuz için alanyada açık büfe ucuz bi otel ayarlayayım, ondan da bi bok anlamayıp kös kös eve döneyim, hayatıma lanet edeyim diye ama. Bulamadınız işte. Sanıyorum avrupadaki tahsil hayatım, paşa dedemden gelen asaletim, sanat ve spor dalındaki ödüllerim, bilim dünyasına kazandırdıklarım, edebi ve felsefi düşüncelerim, efenime söyliim muhteşem evlilik hayatım, uzun boyum, menekşe gözlerim falan gözünüzü korkuttu. E siz de haklısınız. Oturup bebe bakmam hepimiz için daha sağlıklı görünüyor şu aşamada..

Annemin göktaşı dünyaya çarpıp dinozorları yok ettiği zamanlara dayanan “benim şu izmirdeki evin mutfağını yaptıralım, dolaplar başıma yıkılacak” isteğine babam sonunda kulak kabarttı ve işçileri eve soktu. Lan daha 650 km’lik yoldan yeni geldik, ikinci günü hamaliyenin halay başı olarak mutfak dolaplarını boşalttık. Sorsan ‘tatil yapıyoz’. Sırtımızdan ter aktı. Kadın da haklı ama. Mutfak evyesi yere düşmek üzere. Gerçi babam dolap masraflarını annemin emekli mayışından kesmese evde daha samimi bi mutluluk havası yaşanabilirdi. Ulan elli, yüz neyse bize bile harçlık oluyordu o mayış. “Yapılsın valla, aaa kaç yıldır kırık çıkık kullanıyorsun ayol” diye desteklerken aslında kendi bindiğim dalı kestiğimi farketmediysem demek. Siz mutfağınızı yaptırın, biz de bodruma gidiyoz o zaman diye orada da durmayıp bastık gaza. Çocukla ankarada rahat edemezken ne cesaretle tatile geldiysek artık. Heves işte. Angaradan ne kadar kötü olabilir ki..

Bir hafta oldu geleli. Yazlık pisliği diye bir şey var. Dışarısı kum, çakıl, ot, çöp. Ayaklarda terlikle her odaya giriyosun. Sabah akşam paspas. Sulu meyve sebze mevsimi. Bebenin elinde ne varsa üstüne damlıyor. Kayısı, kiraz, karpuz, çilek. Sabah akşam bi posta çamaşır. Çamaşırlar evde iki günde, dışarıya asarsan yarım saatte kuruyor. Adam ayıp olur diye dışarı astırmıyor. Sanki vali konaklarında oturuyoruz aq kime ayp olacak anlamadım. Mayıs’ta gelmişin, sitede emekli öğretmenler ve günlük kiracı ruslardan başka kimse yok. Onlara mı ayıp. Havlu da mı asmayak! İki günde kurumayan çamaşırlar çürümeye bile başladı. Sabah kahvaltı ederken konu “öğlen ne yiyecez, akşam ne pişirecez”. Saatlerce tencere başında soğan kavuruyorum. Angaradaki halimi buraya copy-paste yaptım sadece. Bebeyle aynı yatakta yatıyoruz. On saniyelik tuvalet eğitimi başlangıcında yatağa işedi. 15. saniyede ilacımı içtim, hemen etki etsin allam diye dua edip gtünü yıkadım ve dedim ki kendime “senden adam olmaz zoi, olmaaaaz” Yine taa en başa gittim. Hayatımın en başına. Doğmayacaktın, evlenmeyecektin, doğurmayacaktın, hele bebeyle tatile hiç çıkmayacaktın. Neyse işte iki gün yatak sildim. Eğitime de sonsuz ara verdim. Bağane la! Şimdi bazıları şey demeye başlar “ay çok kolay şekerim, şöyle yapiosun, böyle yapiosun, hoop bitti o iş” Hee yatak silmek, sidikli çarşaf yıkamak, falan o kadar kolay işler ki yani annat annat bitmez. Zevk mi alıyonuz la siz yoksa. “Şekerim yatağa işedi ama yüzüme bakıp bir gülüyor, üstüme işese yareppi şükür”

Yine fena değil bak. Sabah akşam bebe parkta, sahilde. Tatilse ona tatil yani. Akranları da var burada. Kardeş, kardeş diye yer yer dövüşüp yer yer seviniyorlar. Bugün mesela. Parkta bir baba-kız. Bizimkinden 3-4 ay büyük. Onunla oynadı, biz de babası ile sohbet ettik fln. Adam o kısa sohbette bana nasıl güvendiyse artık “ben bi eve gideyim, siz burdasınız değil mi” dedi. Heee buradayım dedim. Sen raat ol kendim doormuş gibi bakarım dedim. Bunun biri de bir, beşi de bir zaten dedim. Doğurun doğurun parkta bana bırakın aq ben bakarım dedim. Anası nerde bu kızın, sizi sokağa attı gitti, başıma kaldınız ulan dedim ama. Bunları içimden söyleyince tabi tam duyamadı. Bekle bekle adam gitti gelmiyor. Kızlar oyuncak kavgasında. Zaten elini kolunu sallaya sallaya gelmiş. Arkadaşım bu tür yerlerde topsuz, kova ve küreksiz evden çıkılır mı lan! Bizimki topunu vermek istemiyor, öteki bunu düşsün diye ittiriyor, bizimki onu cırmalamaya çalışıyor falan. Ellerine havuç, hıyar tutuşturup (parka atıştırmalıksız da gidilmez ulan babalar) sahile götürdüm. Bu seferde kova kürek krizi. Aldı vermiyor bizimkine. Anne kovam, anne küreem, paylaşın yavrum, sırayla evladım, vurma kardeşe çocum, yeter ama yavrum, baban nerde lan senin, kabus mu görüyorum lan ben derken geldi bu. Kürek için kavga eden kızları görüp bana şey dedi “bi tane mi kürek getirdiniz?” Sorudan sonraki beş saniye kafamda uzun ve kalabalık bir toplantı oldu. Bak binlerce karakter, kişilik barındırıyorum, bir tanesi bile makul bir cevap bulamadı. Valla pazardan 5e aldık kovayı, içinden bi tane kürek çıktı falan demek istedim ama ağzımdan “Heölöuayoğe” gibi bişi çıktı..

Bir de rus kardeşlerimiz var tabi sitede. Ablanın iki tane bebesi var, küçük olan henüz bir yaşında. Bikiniyle geziyor sitede. Sabah bikiniyle tenis, öğlen bikiniyle park, akşam üstü bikiniyle deniz. Havlu bile taşımıyor yanında. Şeytan diyo giy bikinini, ya da onu da giyme, git yanına “gardaş bizim memlekette kime hava yapion la sen” diye göster abdominalleri (cahiller baklava demeyi tercih ediyor). Yanına konu komşudan üç beş bebe daha bul. Aha bunları da ben doğurdum, bi bana bak, bi bebelere bak, bi şu ficuda bak, şimdi sittir git de. Kadın orada kahrolsun. Giyinip koşarak uzaklaşsın. Ben de arkasından sapık bi kahkaha atayım. Sonra siteye bi ambulans yanaşıp yine bana deli gömlee giydirsinler. “Hepsini ben doğurdum ulan, en ince anne benim, benden başka kimse bu sitede bikini giyemez, kahrolsun putin, go hom yankiğ” falan derken bassınlar iğneyi koluma. Zaten rocky filminde ivan dırago apolloyu öldürdüğünden beri kılım ruslara. Öyle işte. Şimdi tenceremin başına gidip soğan kavuracağım. Kim bilir o kadın bi çorba içip yatıyo. Biz de pilav, dolma, börekleri gömelim. Fakirlikten lan bunlar hep. Olsa o kadıncaaz da yer. Olmasa ben de yemem. Acıdım la şimdi..

Bak mesela blogspot iken bastım parayı www.zoiplanet.com oldum. O kadın yapabilir mi? Yapamaz..

mobil hareketler

Location:Bodrum

Friday, April 25, 2014

Güncel 18

Lekeleri çıksın, beyazlasın diye çamaşır suyuna bastığım bodyler üçüncü güne girmemize rağmen hala erimemiş, öyle duruyorlar leğenin içinde. İlk gün baktım lekeler çıkmamış, ikinci gün umudumu tümden kaybettim, bu gün de madem öyle geberin ulan diye bıraktım suda. Gerçi deterjanların kullanma tarihine de bakmak lazım. Eve şöyle elli kollu bi kadın girmeyeli yıl olacak. 6 dönüm bahçe içerisinde 1500 metre karelik, olimpik yüzme havuzlu bi şatoda yaşadığımı daha önce defalarca üstüne basarak söylemiştim. Yine bastıra bastıra söyleyeyimde neğadar fakir olduğunu bi anla. Yazık sana valla billa yazık. Neyse ağlama ağlama taam oku hadi devamını. Bedava lan oku. Ben bu leke işinden bi bok anlamadım arkadaş. Ya ben niye lekenin üstüne deterjan ne bileyim toz neyim döküp, çitileyip, bekleyip sonra yıkıyom ki? Hayır o kadar geniş bir zamanım mı var aq? Bu işlemi ben yapacaksam zilyon dolarlık makineyi niye aldım? Elimde leke çıkarmak için mi? La bi git gözünü seveyim yaa.. Ne sattığınız deterjan bi boka yarıyo ne makina.. Uzay çağına geldik hala leğende çamaşır suyuna body basıyoz. Karşı komşu da nispet yapar gibi her gün bitli kocasının fanilalarını asıyo tiril tiril. Fakir ama temiz bi kadın belli. O kadar beyaz fanle mi olur la. Sinirlerim bozuluyo yeminle. Geberin ulan temizlikten, paklıktan. Yaşasın lekeli yakalar, kirli manşetler. Geberin!

Annem lisedeyken falan zorlamaya başlamıştı, hadi artık süpür şu evi diye. Süpürdüklerimi kürekle alıp çöpe dökmek yerine halının altına itelerdim. Anadolu kadını da yemezdi tabi. Tee o zaman beni korkutmaya başladı; "bizim üst komşu hayriye hanımın kızıda evlendiğinde pislikleri halının altına süpürmüştü de, kocası pis bu kadın diye boşamıştı onu, ona göre hııııııı" Annem de bilemedi benim 853 yaşında evleneceğimi tabi. Bir an önce korkutayım da elin evinde bana laf getirmesin diye erkenden başladı. Ama nooldu, evlendim, eve her hafta kadın aldım, hiç bi boka dokunmadım. Bu seferde "şekerim kızınız her hafta kadın alıyor, yedi oğlumuzun paralarını, şu yaşına kadar hiç iş öğretmediniz mi tüüü" diye laf ettiler. Afedersinizde oğlunuz benle evlensin diye yıllarca iki karış etekle piyasa caddelerde sürtmekten, barda diskoda göz süzmekten ev işi, yemek memek öğrenemedim. Okul biter bitmez kıyaydı nikahı şimdiye gürbüz gibi beş tane bebem olur, sizi de akşama el açması mantı, börek, baklava yemeye davet ederdim. Annemin koltukları kabarır, sizi de elalem parmakla gösterirdi "ay şu hanımların bir gelini var valla domuz gibi kıııııızz, evi çekip çeviriyo ağşama kadar, bebeleri de tiril tiril bembeyaz giydiriyo" felam diye. Olmadı işte kısmet. Aman hangimiz mutluyuz ki dimi ama. Bağladım mı yine oraya. Hah ilaç etkisini şeetmiş demek..

Teyzem dizinden operasyon geçirdi. Onu ziyarete gittik Niğde'ye. Ara ara gidince hem şehirdeki değişimi görmek hem de bağ bahçe havasını solumak iyi oluyor. Üniversite açıldıktan sonra çok acaip bir şehir olmuş. Gelişmeye çalışırken can çekişen bir şehir. Otuz yıl öncesinde, şehirdeki evden bağ evine gidebilmek için tozlu topraklı yolda, şansımız varsa rastladığımız bir at arabasına takılıp yeşillikler arasından geçerdik. Şimdi o yolda sağlı sollu modern binalar ve çift şeritli asfalt yolda süper lüks arabalar. Kafalar aynı ama şehir farklı. Neyse. Teyzem bir sitenin giriş katında oturuyor. Akşama kadar balkonda çay içip, giren çıkanı izleyip yorumluyor.

T - Bak bak şu beyaz gömlekli varya sedat'ın eniştesinin patronu.
Z - Sedat kim teyze?
T - Nesibe'nin damadı.
Z - Nesibe kim?
T - Bizim günden arkadaş. Çok zenginler abooo evlerini bir gör, milyar harcadı evin içine. Niğde'nin dağı taşı onların. İki oğlunu evlendirdi, kızını da Adana'lı zengine verdi. Öğretmen kızı. Bak şu kırmızı mersedes onun. Öyle fiyakalı gezeller burada. Anası hacca gitti geçen sene. İstanbulda dükkanları, adanada hanları var. bıdı bıdı bıdı bıdı..
Z - Teyze not almam gerekiyo mu? Sözlü falan yapcan mı? İstikbalim bu bilgilere bağlıysa ben kalem kaat getireyim?
T - Aman get iki laf edilmiyo senle de!
Z - Teyze sen dizi falan izlemiyon mu ya, git televizyona bak. Ocakta yemeen falan vardır, ne bileyim ütünün fişini çektin mi teyze?
T - Hee aç aç erdoğan çıkar şimdi, onu izleyim ben.
Z - Hee hee izle izle.. açayım da iyice izle o zaman sen..

Niğde'nin bizim için artık yılda bir ya da en fazla iki kez haftasonu kaçamağından öteye gidemeyeceğini milyonuncu kez anlamış olarak geri döndük. Çoook eskiden Niğde, arkadaşlık, dostluk, kardeşlik, paylaşmak, gülmek, eğlenmek, tatil gibi bir dolu toz pembe hisler uyandırıyordu. Şimdi ise laf laf laf laf laf para para para para para. İki kelimenin biri para! Görgüsüzlük, ayılık ve mal mülk yarışı ilk göze çarpan özellikler. Evlerde, sadece günlerde hizmete açılmak üzere halısından perdesine en pahalı ennnn lüks eşyalarla donanmış salonlar var. Teyzemin balkondaki kombisi şırıl şırıl su akıtıyor, altına leğen koymuşlar ama salonunun ışığı uzaktan kumanda ile yanıyor. Hesabit! Teyze senin burada bi kapı var, nereye açılıyo diye girdim baktım salonuna. 5 yıldır falan o evde oturuyor, salonuna ilk girişim. Sıkı sıkıya kapatmış. Ayol saray gibi döşemiş. Ayağım çıplak, halıya bastım abooo yumuşacık. Bu ayağımın altındaki ne teyze dedim? Ay böbür böbür böbürlendi "en pahalısından yün halı" diye. Ne bilsin benim altı timsah derisine dönmüş nasırlı, toynaklı ayaam yün halıyı. Yapı marketlerden paramız kadar halı kestirip alıyoz biz. Evlenirken annem yağcı bedir halısı vereyim sana dediydi de "ayyy köylü müyüm ben anne yaa ne bediri mediri" diye burun kıvırdıydım. Meğer o da epey para ediyomuş. Abimin boşadığı ilk karısı da evlenirken özel çin halısı aldırdıydı. Adamın ocağına incir ağacı dikip, boşanırken de donuna kadar aldıydı. Bi de ordan aklımda çin halısı kalmış. Neyse işte, teyzemin de öyle bi salonu var. Elaleme zengin görünsün diye basmış parayı. Saçının boyası gelmiş, sanırsın o salonun temizlikçisi ama öyle işte. Küçük şehirlerin büyük problemleri..

Onun dışında evde köle gibi bebe bakıyoz işte. Annem yine kızı iki gün bıraktım diye hastalık çıkardı, fizik tedavi zart zurt takılıyo. Ödü kopuyo çocuğu ona bırakıcam diye. Hem çocuk bakarım, hem gezer tozarım, hem de evde arkadaşlarımı ağırlarım diye bi asıldım hayata, o hayatta beni 38.5 ateşle vurdu yatağa. Sinir stresten kiloda aldım. Evde yalnız kalmayı özledim. Kızı anneme bıraktığımda evi mi temizleyeyim, kendime mi bakayım, alışverişe mi çıkayım, arkadaşlarıma mı koşayım diye iki ayağım bir pabuca giriyor. Mal gibi yatıp hiç bir şey yapmıyorum bazen. Hiç bir şey yapmamak negzel ya. Gerçi bu seferde annem "e madem işin yok atla gel" diyor. Lan ben bir şey yapmamayı özledim kadın. Koşuşturmamayı özledim. Bırak beni, düş yakamdan. Bi de bebe gidince adam hemen atlıyor "akşama dolma yap, sarma yap, karnıyarık yap, lazanya yap, pırasa pişir, cacık yap" diye menü vermeye. Hee oldu anam, oldu yavrum. Ağşama kadar sana yemek pişireyim off günümde. Manyaam ben çünkü. Köpek ciğerime zçayım, dayanamayıp yapıyorum ne istediyse. Kimse benim rahatım için beş dakika oturup düşünmezken, empati yapmazken, ben onların istediği olsun, mutlu olsunlar diye ömrümü yiyorum. Ödülümde sakinleştirici haplarım. Aman hangimiz mutluyuz ki yaaa.. Di mi abidin?

Geçen arkadaşları ile konuşurken şey dedi yine "bizim evde hiç yemek pişmiyo, her gün makarna, köfte" Ya ben senin kafanı baltayla ikiye ayırmıyorsam, o diline çatal batırıp kökünden kör bıçakla kesmiyorsam, o yaptığım yemekleri sindiren miğdeni matkapla delmiyorsam, bağırsaklarını çıkış noktasından tutpup çekerek yere dökmüyorsam kendimi bildiğimdendir arkadaşım. Bu lafa artık dabi dabi hiiiç yemek pişmez bizde diye destek bile veriyorum hatta. Lavabo başında sebze ayıklayıp, ocak başında soğan kavurmaktan varis olan bacaklarım kimin umurunda. Yiyip içtikten sonra unutmasa iyi çocuk aslında. Bu evi kim temizliyo, çamaşır dolabına o donları, çorapları kim dürüp koyuyo, tertemiz nevresimleri kim değiştiriyo, fırında pişen yemeği kim koydu, bulaşıkları kim yıkayıp kaldırıyo, yerler bok içindeydi, kim temizledi acaba falan diye bi düşünse keşke. Büyüdü bu kız diyo. Evet büyüdü. Sen kendi bencil dünyanda yaşarken büyüyoruz biz. Sen de "biz"e katıldığında çok geç olmasa bari. Aman abidin yaa hangimiz mutluyuz aq bırak yaa..

Relax..

Saygılar efenim..

mobil hareketler

Location:Ev

Sunday, April 6, 2014

Bir Katilin Güncesi

Her sabah evden koşarak uzaklaşıyor, evde olduğu zamanlar da kendine bin türlü iş buluyor. Gözümün önünde çocukla uğraşmamak için yaptığı şu çırpınışlar öyle komik ve acınası geliyor ki. Nedir bu çok meşgul insan havaları? Hani hiç bir şey olmasa, başım ağrıyor deyip uzanıyor. Sanırsın memleket bunun elinde, fuat avni bu. Ben ilaç manyağı oldum, peygamber gibi sabırlı insan zıvanadan çıktım, masalar devirdim, deli doktoruna gittim. Adam hala "yaw senin de kendine zaman ayırman lazım, hadi al başını git" demiyor. Evin içinde elektrik, kablo çekmediği duvar kalmadı. Tüm gün elinde matkap kafamızı zkiyo. Napion diyorum? Şuranın ampulu patlamış diyo. Lan olm ampulu değiştirmek için matkap niye? Tamam ben de anlamam bu işlerden ama. Patlak ampule matkapla girilmeyeceğini akıl edebiliyorum. Düşündüm de biraz daha sola takalım bu ampulu diyo mesela. Tavanı delik deşik etmiş bu arada. Sanırsın tavanda köstebek dolaşmış. İçimden allaan manyaa şimdi deşecek beni de otuz yerimden en iyisi gaçhayım derken "he he çok iyi olur al sola al" diyorum hafif titrek bir gülümsemeyle..

Balkonda kendine bostan yapmış. Her yer çamur içinde. Bak o işten anlarım. Bağda bahçede büyüdük. Tohum ekilen şey var, fide alınan şey var. Arkadaş marketten aldığımız maydonozun yarısını ayırıyor, onu on gün suda bekletip öldürüyor, sonra gidip dikiyor. Yaw hasta mısın arkadaşım, yolunmuş maydonozdan ne bekliyon falan dedim anlasın diye, yok! Tohumla olur olm yeşillikler, bilmiyosan aç öğren falan, ı ıh. On kere maydonoz, tere, roka ekti. Çıkmadı. Geldi bana ya sen haklıymışın ya dedi. Ağzının ortasına bi tane çakarken göz yaşlarımı tutamadım. Haklısın dediğinde çok duygulanıyorum. Geçen ananesiyle bu konuyu konuşuyor, ananesi anlatıyor işte "olm biz tohum aldık, ektik" diye. Hala ben "he ek la öyle ek çıkacak bak" demişim gibi "tohum mu hmm, aaa tohum demek, alla alla tohum alayım o zaman" diyor. Senin ben alayını.. Töbestafırıllahh..

Aylardır balkonu laboratuara çevirdi. Geçen sene iki domates, üç biber yedik. Paylaştık ailece. Bu sene de iki sap taze soğan getirdi. İşte bebeyle ilgilenmesinde, n'olursa olsun. Haftada iki saat bi beraber geziyoruz, onu babalığa sayıyor. "Ya ben sizi daha onbeş gün önce ikea'ya götürdüm ya" diyor mesela. Köftesi ucuz diye bizi oraya tıktı anacım. İkea olmasa kipa'nın falan açık restoranında kurufasulye pilav yiyip, oh be gezdik ulan diyecez. Kaloriferleri de kapattı. Kendisi güneş alan balkonda beyaz önlüğü ile patates soğan ekiminde bi devrim yaratmaya çalıştığı için ısınıyo. Kafa hele baya bi sıcak. Biz de evin içinde kutup yerlisi gibi nefesimizle burnumuzu ısıtıyoz. O şortla dolanıyo, biz çift çorap üstüne pamuklu pijama. Bambaşka dünyanın insanları olduk iyice.

İki lafından biri "bu evde hep aynı yemek pişiyo", "bebeye her gün salça ekmek yediriyosun". Elektrikli testereyle dalasım geliyo mütemadiyen. Neymiş canı mercimek köfte istemiş. O ney la gün karıları gibi sana kısır, mercimek köfte, sosyete böreği mi yapayım. He getir yarım altını yapayım, o başka. Ne bileyim başka bir şey iste arkadaşım. Pilavı, makarnayı fazla fazla yapmayı sevmem. Üç kişiysek üç kişilik yaparım. Hatta bu yüzden hep kızar bana "ikinci tabağı yiyemiyoruz" diye. Geçen yemeğe misafir gelicek, bi tencere pilav yaptım, onların da işi çıktı gelemediler. Bana dediğine bak "sen hep böyle fazla yapıyosun çöpe gidiyo" O an neyi görürse onu genelliyo arkadaş. Çocuğa tost yapıyorum bi sabah, ertesi sabah omlet, ertesi sabah ne bileyim patates kızartması. Hangisini görürse "hep tost hep tost olmaz ki böyle". Gidip saksılarını balkondan atacam sonunda. Maydonoz öyle ekilmez, böyle ekilir diye demeti gtüne sokacam afedersin. Bundan sonra ben susayım o yazsın biloo. Yeter ulan!.

Annemler de sağ olsun oy verecez diye bi gittiler hala yoklar. Ay çok özledim, çok özledim diye arıyor her gün. Ben yorgunluk ve sinirden bedbaht bir sesle konuşurken o bülbül gibi şakıyor. "Ay babanla çay bahçesine gittik hava aldık, sonra geldik yorulmuşuz biraz kestirdik, şimdi de banyo yaptım, arkadaşlarım gelicek, buralar çok sıcak ayol aha aha" Evet anne evet. Yaa ne güzel anne. "E siz nasılsınız, torunum nasıl?" Biz mi anne? Valla on gündür banyo yapmadım, leş gibi kokuyorum, evde bok gibi işte, her köşede toz topakçıkları, koltuklar kusmuk dolu, çocuğun da burnunda sümüğü kurudu, her gün makarna, salça ekmek yiyoruz, boşanıcaz galiba anne olmuyo yani, hayır öldürmeden boşansak en azından çocuğu ben büyütsem, aman canım neyse arkadaşların gelicekmiş şeetmiyim şimdi seni. "Olur öyle yavrum, annelik zor, ben sizleri..........." dıt dıt dıt dıııııııttt! Her gün suratına kapatmalı bir kaç telefon görüşmesi yapıyoruz. Aile bağlarımız süper o bağlamda..

Neyse işte sonuç olarak tuvalete gidebildiğim ve oturarak karnımı doyurabildiğim bir gün iyi bir gün demektir. Tavsiye ediyorum bak ilaç kullanın. Ohh böyle aman yaaa dert ettiğim şeye bak, ay toplarım da, pişiririmde, büyütürümde, anlarımda, dinlerimde, süpermenim lan bennn diyosun. Gerçi yine de gün boyu öffffffffffffffffff çekmekten ağzım, dilim kuruyo ama. Hiç içmemekten iyidir. Sevgili eşim sağolsun ilaç kullanımıma özel ihtimam gösteriyor. Her sabah kendi elleriyle getiriyor. Ailemizin geleceği, saadeti buna bağlı. Canım ya. İşte aşkta bi zamandan sonra hayat arkadaşlığına dönüyor. Yaşlanınca iki laf edecek biri olsun diye ilaçla milaçla katlanıyosun. Aman canım hangimiz mutluyuz ki diye başlayacam yine. Yok la yok. İçimde kalan zerre kadar bahar sevincine binaen susmayı tercih ediyorum. Susmam da altı paragraf sürmüş aq.

Dinle bak anlayacaksın..

mobil hareketler

Location:Ev

Thursday, March 20, 2014

Hastayım! Fırk!

Koca kış insanlardan, halktan uzak dur, vakkoya, beymene, armaniye, gucciye gidemeyip mecburen online sipariş ver, 365bin metre kare malikanede şampanya ve pekin ördeği yiyerek hapis hayatı yaşa, hizmetçiyi, aşçıyı, uşağı, bahçıvanı paralı izne yolla, kapıya gelen sucuya bile cüzzamlı muamelesi yap, ev telefonundan arayıp "yoldayız size geliyoruz" diyen eşe, dosta "ayyy tühh biz evde değiliz yaa" diye rezil ol, hapşurdu diye kocanı evden kov, havadan bulaşıyomuş camı falan açmayayım diye aylarca karbonmonoksit solu.. Sonra git, pastane kasasında, çilekli milföy sırasına girip, sırtına vuran rüzgardan yatağa düş! Bu ney la? Nooldu o kadar emek, yalan, dolan, kaçış, sıçış! Bok yoluna gittik aq. Salya sümük düştük yatağa. Güzeldi ama he. Böyle bol kremalı, çıtır çıtır, kokulu çilekli felam. Görmez olaydım. Yemez olaydım. Kafam beynim zonkluyo imdat laan!

Hemen akşamına hapşırık, burun akıntısı başladı. Sabah kalktığımda ağzım, yüzüm şişmiş, burnum pancar gibi, terlemişim bi de hastalıktan, kaç gündür yıkamadığım saçlar birbirine yapışmış. Bebe bağırıyo anniiiiee mama annieee gak mama diye. Elim kalkmıyo, kafam zonkluyo, nefes alamıyorum. Napacan? Beben aç, adam kıçını dönmüş horluyo, anan kendi keyfinde hamam için valiz hazırlıyo. Bu bebeye bakılacak. Bildiğim bütün küfürlerle güne başladım. İki gün, yarı ölü şekilde, aksıra, tıksıra bebe baktım. Sonunda onu da hasta edince, anam insafa gelip çocuğu yanına aldı. Nooldu? Şimdi ben evde hasta yatıyorum, bebe ananesinde öksürerek onu hasta ediyo. Yani olay yine benim gtümde patlayacak. İyileşip hem anama hem bebeye bakacam. Daha ilk hasta olacağımı anladığımda anama dedim ki sen çocuğu al, ben iyileşince gelirim yanınıza. Yok dedi, sen hasta falan değilsin, soğuk almışındır, yarına geçer vs vs. Derdi gezsin, tozsun. Hepimizi yaktı sonunda..

Adamın canı bakla istemiş. Allaan gücüne gitmesin hiç sevmem. Daha bir tane yiyebilmişliğim yok. Her denemede öğürüyorum. Kokusu bebenin üç gün kalorifer üstünde beklemiş boklu bezinden daha şey. Bir kaç kez unutmuştum öyle. Şurda dursun iki dakkaya alırım deyip bi kaç gün sonra lan kedi mi öldü lan evde, ateyiz misin olm sen, şeytana mı tapıyon yoksa iblis falan diye çıkışmıştım adama. Sonuçta onun müslüman benim de ileri derecede pis bir alzheimer olduğum ortaya çıktı. Baklaya geri dönelim. Almış bi kilo geldi. Temizleyip pişirir misin dedi. Dalga mı geçiyon olm dedim elimi bile sürmem. Tam olarak böyle dediğimi hatırlıyorum yani. Sonra o arada ne oldu da o televizyonun karşısına geçip, ayaklarını uzatıp haber izlerken, ben ağrıyan dizlerimle ayakta yarım saat bakla ayıklayıp bok gibi kokusuyla onu pişirdim bilmiyorum. Okudu, üfledi mi yüzüme naaptı lan bu? İltifat falan etti de inanamayıp şuurumu mu kaybettim acaba. İlginç yani bilim adamları bi ilgilensin bu olayla. Paranormal bi aktivasyon söz konusu..

Hastayım ama ev dandini. Bokun içinde mi oturacam. Haydi kalk temizlik yap zoi. Sana dinlenmek haram. Kız yokken dök gardolapları, tekrar yerleştir, süpür, sil, pişir, taşır. Sesim soluğum iyice gitti. O ara anam aradı, sesimi duyunca "uyuyo musun?" dedi. Uyumak mı? Neaaa uyuması gardaşım sabah 5e kadar öksürükten uyuyamadım, 8de kalkıp ev temizliğine başladım, saat olmuş öğlen 3, daha iki lokma şeyle duruyorum, kim uyuyomuş? kimin öyle lüksü varmışta uyuyomuş? aq ben onun diye eller havaya bi eğlence yaptım canlı canlı. Neyse kız iyiymiş. Azcık öksürüyomuş falan filan. Annemde kendini acındırmak suretiyle "belim ağrıyo, eğil kalk dizlerim fena, şimdi ilaç aldım, baban da yok, kızı kucaamda taşımaktan kollarım zart zurt" felam diye alt metinde gel al şu sıpanı mesajını verdi. Valla kusura bakma canım. Daha da doymadın ikinciyi yap, yalnız kalmasın, kardeş çoğ önemli diyon. Göster o zaman performansını, ona göre ben ortamı ayarlarım. Bağ bizde, bostan bizde. Sen bakabilecen mi ondan haber ver. Teeeey teyyy..

Yoksa ben de isterim boy boy bebem olsun. Adlarını unutayım, hayriye süpürsün, cevriye silsin, arife omzumu sıksın, şerife ayaamı yıkasın, tacettin pizza mı pişirsin, necmettin blaş şarabımı doldursun, bedrettin arabamı yıkatsın felam ama işte. Elimizde olan bu. Bununla ömrümüz yettiğince şeedecez. Allah sağlıklı, uzun ömürler versin hepimize. Haydi hep beraber Tekbiiiiiiir! Allayu ekber!

O ney la? İyice inşallah, maşallah kafasına bağlamadan uzayalım.

Haydin dinleyin ve uzayın..

Yallah!

mobil hareketler

Location:Ev

Monday, March 10, 2014

Beni Sana Belemişler

Bizim herifin kültürlü, elit, prafasör efenime söyliim doktor, avkat, zengin, aksan sahibi, villalı, cipe binen, sarışın, havalı akrabalarının yanında kızın altını değişmek durumunda kaldığım o kara gün geldi aklıma. Öncesinde de kızı iki, üç gün anama bırakmıştım. Anadolunun bağrında büyüyen anacıım kızın bezini her değiştirişinde "abboo pok yapmış iğykk" diye repeat etmiş. Bebede sağolsun böyle şeyleri aklında tutup olmayacak yerlerde söylemeyi pek sever. O kültürlü, elit, ingiliz aksanını benimsemiş, sarışın, zengin insanların yanında gtünü açtığımda "annii abbooo iğyyk" deyince bu, yıllardır gözlerinde oluşturmaya çalıştığım o cool kadınlıktan, köyden artiz olacam diye kaçıp zengin oğullarına kancayı takmış şalvarlı zoiye döndük.

- Abboo mu dedi o?
- Kim ya?
- Kız yahu aboo dedi sanki?
- Hangi kız ya?
- Aboo dedi!
- Anne dedi o ya. Annii, annoo öyle diyo bazen..
- Abboo iğyk dedi küçücük çocuk! Cıks cıks cıks..
- Alla alla dememiştir ya. Bizim evde hiç şey konuşulmaz öyle şeedilmez olmaz yapmaz yani. Ama babasından falan duyduysa işte bi seferde kapıyo çocuk!

Allahtan babasıda boşanmamıza sebep olabilecek "ya bunun anası hep böyle konuşuyo çocukla" falan demedi de hala aile birliğimiz devam ediyo. Allahtan ben de sinir haplarımı düzenli alıyorum da "hee laa abboo poh yaptım ıyhhh dedi bebe, ya ne diyeceedi" demedim koskoca prafasöre. Ne kadar mutlu, ideal bir evliliğim var yareppi. Çoğ acaip böyle boşanıyolar falan şaşırıyorum. Kadın kocasını pıçahlamış falan. Şekerim 600 yıllık mutlu evliliğimin sırrı dişlerimi sıkmaktan alt çenemin üste geçmesi, gereksiz derecede sabırlı olmam, aman hangimiz mutluyuz ki adlı felsefem, sinir haplarım ve adamın iyi yemek yapıyor olması. Yani sadece domatezli soğanlı pilavı ve chicken chimichanga yapabiliyor olması daha bi 350 sene daha kendisiyle evli kalabileceğim anlamına geliyor. Naapacan? Sabırlı ve açım. O zaman niye boşanayım..

Bebe battaniyesine saplantılı derecede bağlı. Bottayee, bottaayee diye elinden bırakmıyor. Bembeyaz battaniye elinde sürüne sürüne kül rengine döndü. Şanslıysam yirmi günde bir yıkayabiliyorum. O da öğle uykusuna yattığında, uyandırmadan elinden sıyırıp, kısa prooramda yıkayıp, kaloriferleri kökleyip kurutmak gibi stresli bi süreç. İşte bizimkinin akrabalarıyla buluşacaamız zaman falan yıkıyorum. Pis fakir köylü demesinler diye. Dün annemdeydim. Battaniye de yine leş gibi olmuş. Makinaya attığımızı görünce bebe bi başladı ağlamaya. Anacım yarım saat makinadan çıkartana kadar susmadı. Yarım saat diyorum sana! O ağlarken benim kafamın sol yanı çürüdü, sağ gözüm pörtledi, rahmetli ananemi gördüm bi ara, gel yavrum buralar sessiz dedi. O ara makina durmuş, annem battaniyeyi çıkarıp kurutucuya koymuş. On dakikada ona ağladı mı. Bu sefer yıldız tilbeyi gördüm dans ediyodu. Kurutucunun karşısında karşılıklı göbek attık. Öyle bi kriz anı yani. Sağda solda bebesini pis battaniyeyle gezdiren kadınları görüp ezikleme. Neler yaşıyo o kadın ah bi bilsen..

Yıllık fırın içi temizleme günüm vardı bir de. Sanki fırında et, börek yapmamışız da içine mıçmışız. Öyle bir kara, pis, abboo iyıhh bi durum yani. Temizle, beklet, durula, temizle, beklet, durula, akşama kadar kafam fırının içinden çıkmadı. Daha 2015e kadar tövbe dokanmam. O ney la! Yani diyeceğim o ki hem bebe bakıyom, hem evimi temizliyom, hem gezip tozuyom, hem on yere yazı yazıyom, hem beş kuruş kazanmıyom öyle bi maharetli, hamarat efenime diyim öyle süper bi insanım. Yazmaya zaman bulduğum saatler aha da bu saatler; gecenin körü 02.28. Git yat de mi zorun ne? Olmuyo işte sorumluluk diye bişii var. Hem millete niye okumuyonuz lan diye atarlan, hem de yazma! Olacak iş mi! Ayıp bi kere.

Başlık ne alaka diyecen di mi. Hehh ona gelelim. Geçen bizim beyle battaniyeleri çektik film izliyoz. Bir yandan da yağlı yağlı mısır patlaa yiyoz. Peçeteyi unutmuşuz, eller yağlı kaldı. Sen getir, banane sen kalk getir diye bir sonuca varamayınca "amaan ben battaniyeye belerim elimi" dedim. O ney la dedi. Elimi battaniyeye silerim işte olm dedim. Belemek ney la dedi. Adam hayatında duymamış. Neyse dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım. Pis fakir köylü diye ezikledi, güldü, alay etti. Sus dedim, yapma dedim, ağladım, hayata isyan ettim falan. O gün bu gündür belemekle ilgili cümle kurup kelimeyi içselleştirmeye çalışıyor. En romantik cümlesi de bu oldu "beni sana belemişler" Yaw he he dedim taam böyle iyi, kalsın. Başlığın hikayesinide dinlediğimize göre yatıp uyuyabiliriz. 02:53 diyor ve iyi geceler diliyorum...

Festivalden etkilenen insan şarkısı ile veda ediyoruz..

"Limonum, limon ağacım" diyor çikolata renkli şarkıcımız.. Yüksek ses ve tempolu alkışla dinlersek yannız..

mobil hareketler

Location:Ev

 
Designed by Beautifully Chaotic