Ne Aramıştın?

Yeme, içme, gezme, görme, gülme, annelik, babalık, çocukluk, sanat, çizme, boyama, müzik, tiyatro, film..

Wednesday, March 9, 2016

Suziyle Hayat No. 2

Bir aydır İzmir'deyim. Malum bu şehir bir vakit sonra annemle ikimize dar gelmeye başlıyor. Hah işte o vakitlere freni patlamış kamyon gibi hızla yol almaktayız. Sabah birbirimizi görüp günaydın yerine "ayhh yine bu kadın" diyerek başlıyoruz. Ben kahve içiyorum o çay koyuyor, ben yumurta haşlıyorum o sabahın köründe düdüklüye nohut atıp evi kokutuyor, sabahın köründe düdüklü çalışır mı kardeşim? Hadi nohut bir derece geçen sabah kelle, paça kokusuyla uyandık. Burnum o leş gibi kokudan morarmış, tek gözüm kapalı, ağzımın kenarında kusmukla gittim yanına;

- Neabion kadın sabah sabah?
- Paça haşlıyorum, akşama çorbasını içeriz.
- Anne akşama 94 saat var daha bu acelen niye?
- Anca pişer, yeriz mis gibi.
- Anne saat 8 ya??
- Oldu mu o kadar? Zaman çok hızlı geçiyor.
- YA ZABAAN KÖRÜ DİYOM ZABAAN KÖRÜ YA
- Aman beğenmediysen içmezsin ne bağırıyosun?
- İÇMEDİM ANNE ÜSTÜME GİYDİM ÇORBAYI

Hiçbir şey bulamazsa evin temizliğinden olay çıkartıyor. Güne söylenerek başlıyor mesela "rezil oldu ev rezil, bugün bi süpürge bi vileda yapmak lazım, ah dizlerim böyle olmasa durur muyum ben, bu saate kadar uyur mu çocuklu kadın, bak çocuk bile senden önce uyandı, aç aç bekliyor, erkenden kalk bi çay koy, kime çektin bilmem ki" Kelimesi kelimesine her sabah bu alarm ile uyanıyorum. Sürekli ne kadar pis, tembel bir çocuk ve umursamaz bir anne olduğum şeklinde olumlanarak günüme başlıyorum. Evin kızı mıyım anneme gelin mi geldim anlamadım.

Kısa süreli kalışlarımda çok iyi oluruz. Kimse kimseye karışmaz, herkes rahatına bakar, bir şekilde kimse dırdır etmeden yemekler yapılır, temizlik hallolur. Ama o zaman da babam yanımıza geldiğinde kaynana gibi beni şikayet eder. Yine çok mutlu bir sabaha uyanmışızdır mesela, akşam Ankara'dan babam gelecek diyelim. Akşam üstü asar suratını oturur. Kafasında neler kuruyorsa artık, babam gelip ee nasılsınız deyince "of kızın işte, bikbik vikvik" diye başlıyor arkadaş. Ben de sanki Ankara'dan babamla gelmişim gibi dinliyorum. Olaylar o kadar uzak ve yabancı. Hep halama çektim diye gıcık oluyor bana. Zamanında halamı babama şikayet edememiş, içinde kalmış galiba. Sabahları çay koymuyor, laf söyleyince de yere yatırıp böğrüme böğrüme yumruk atıyor, kafamı yerden yere vuruyor, çok eziyet ediyor falan diyecek yakında.

Gayet iştahsız bir evladım var. Sebze, meyve, su, süt başlıca gıdaları. Ki benim için fevkalade yeterli. Annem istiyor ki sabah sahanda yumurtaya bi somun ekmek bansın, öğlen iki tabak pilavla onbeş köfteyi ayranla gömsün, akşam kuru fasulyenin yanına soğan kırsın falan. İştah şurubu alalım diye tutturdu. Ben de iştah şurubu yerine çocuk doktorundan randevu aldım. Gittik doktora. Genel muayenesini yaptı, kilosunu, boyunu ölçtü. Yaşına göre uzun boylu olduğu için kilosu normal, iştah şurubu vermek istemiyorum dedi. O evde bana basbas bağıran AÇ BU ÇOCOK AÇ diye kükreyen kadın doktorun karşısında "ama doktor hanım çok üzülüyorum hiç yemiyor ehiehi" diye insan gibi derdini anlatabiliyor. E bağırsana, doktorun masasını yıkıp sen ne anlarsın çocuktan, yedirmekten, iki çocuk büyüttüm ben, seni mi dinliycem, hadi ordan, bu mu senin diploman diyip caaart diye yırtsana annecim? Bu sakinlik niye? Çok şaşkınım şu an..

Onu geç, çocuğa bir kaşık çorba içirmek için atmadığı yalan kalmıyor;

- Yavrum bak bu kaşığı içersen seni parka götürücem.
- İçtim anane hadi gidelim?
- Ama şimdi hava soğuk gidemeyiz.
- Hıı :(

- Yavrum bak bunu da ye seni Nehir ablana götürücem.
- Yedim anane hadi gidelim?
- Ama Nehir şimdi okulda gidemeyiz.
- Hıı :(

- Evladım şu son lokmayı da ye sana sürpriz vericem.
- Yedim anane hadi ver?
- Ama bugün markete gitmedik alamadık sürpriz, yarın veririm.
- Hıı :(

Ben olsam ben de yemem amk!

Arkadaşları arıyor nasılsın, ne yapıyorsunuz diye. Ay bir överek anlatıyor beni; "Zoi de ne yapsın bize bakıyor işte sağ olsun, yemek, temizlik, şimdi çay koydu önüme, çocukla da ilgileniyor, iyi iyi pek iyiler kocasıyla maşallah" Ele güne karşı başımı öne eğmiyor güya. Öyle hamarat bir kız yetiştirdim ki allah allahhhh ayaklarım yere basmıyor havası veriyor. Ola ki karşısındaki arkadaşının boşanmış kızı/oğlu varsa yarım ağız onu soruyor beni övdükten sonra. "Hııııı, senin Zehra da bi mutlu olamadı kızceez" Oysa ki abim ikinci karısını geçen sene boşadı. İşte elde ne varsa onu kullanıyor gibime geliyor. Oğlunun işleri iyi, kızı da hala boşanmadı daha ne olsun di mi..

Bir ayı iyi, kötü geçirdik. Daha en az iki hafta daha buradayım. Kendimi bahçe işlerine verdim. Prozack tahammül eşiğimi sabitlerken toprakla yaptığım elektrik alışverişi annemle ilişkilerimi düzenliyor. Az önce kendisine 2 saat hamur açmak suretiyle poğaça pişirdim. Ayaklarıma kara sular indi. Ilık süt ile ikram ederken "bugün hürmetinden pek memnunum" dedi. Biliyorum ki sabah viledanın sapıyla dürterek uyandıracak. Çocuklu kadın bu saate kadar uyur mu kalkta evi bi sil süpür diye söylenecek. Evi silip süpürsem çayı koymamışımdır, çayı koysam çocuk açtır, çocuk doysa çamaşırı niye sermemişimdir, çamaşırı serdiysem bu mutfağın hali nedir, mutfağı kaldırsam çocuk ağlıyordur. Güne sabah 6 da süperman kıyafetiyle çay koyarak başlasam bile yaranacağımı sanmıyorum..

Hayatımda ilk kez bu kadar kilo aldım. Yıllardır içinde tuttuğu, kimi zaman tutamadığı kıskançlık iyice gün yüzüne çıktı. Her gün en az on sefer güreşçi gibi oldun, o önde giden göbeğin mi, az ye az, onu da mı yiycen, sana da kilo hiç yakışmıyor diye tacizde bulunuyor. Geçen de kendi giymediği battal boy pantolonlarını çıkardı ben giyeyim diye. Canım daha 44 beden olmadım be. Ama sen de haklısın. Yıllardır medium beden giyiyorum diye "kızım hasta olacaksın ye biraz, ayy bacakların değnek gibi, insanda biraz dekolte olur liseliler gibisin, bak bendekilere" epey kinlenmiştin. Al hırsını izin veriyorum. Çünkü gerçekten AYI gibi oldum..

İki hafta bahçede hazine olduğuna kendimi inandırıp taşla toprakla zaman geçirirsem vukuatsız evime dönerim. 1,5 - 2 ay sonra artık evi nasıl bulacağımı az çok kestirebiliyorum. Ki daha önce konu hakkında şuraya kusmuştum; http://www.zoiplanet.com/2014/09/dondum-bebeyim.html

Güya bu sene daha sık yazacaktım. Bi silkinip kendime geleyim ben.

Haydin, dans!

from my zoiPhone😎

Location:Özbek

Monday, February 1, 2016

Bazı Minnoşlar, Minnoşluklar...


"Bazı insanlar tanırsın anlatmak için sayfalar dolusu yazar yine de onu tarif edemezsin ne ilmin, ne irfanın yeter. Bazı insanlar tanırsın 'arkadaşlar bu bildiğiniz bok' deyip geçer, gidersin."
zöyü pilavet..




Annecilik ya. Büyük meslek yemin ediyorum. Kendimden biliyorum. Ben hamileyken bu müessese yeni yeni yuvalanıyordu. Ben de hamilelik sarhoşluğundan hiçbirini öyle deli gibi takip etmiyordum. Uyu, uyu, yat uyu modundaydım. Yaklaşık 5 ayda 30 kilo almak hiç mi hiç zor olmadı. İnstagram ve tiwitter'dan bir kaç hamile birbirimizi bulup çocuğumuza ne isim koysak diye makara yapıyorduk. Yeni yeni civcivlenen baby shower partileri, doğum odası şaşaları, aile büyüklerine ve dostlara en fantastik sunumlar, bebeğin ultrason fotosundan magnetler, doğum anında merceği gtüne sokan fotocular ve hatta doğum makyajcıları hepsi daha çok yeniydi. Ya da ben her zamanki gibi salaktım. Aynı filmlerdeki gibi olmadık bir zamanda suyum gelecek, alelacele hastaneye gidicem, ıkına sıkına doğurup hoop annemin yaptığı sıcacık lohusa şerbetini içecektim. Lohusalık dediğin de 40 gündü. 40 gün anne evde yalnız bırakılmaz, hizmet, hürmet eksik edilmezdi. Doğurdun diye kocanın baş tacı olmazdın, çünkü zaten hep öyle değil miydin? Anne ve baba olmaktı ulan sonuç. Abartılacak bir şey yok. Nasıl sade, kendi halinde bir düğünüm olduysa bu da öyle olacaktı. Bir tek daha minnacık bir çocukken kodladıkları kırmızı lohusa tacım illaki olacaktı. Gerisi annemin, teyzemin, kuzenlerimin olduğu gibi tatlı ama telaşlı, su akar yolunu bulur şeklinde devam.

Ama gel gör ki olay öyle olmadı. Paylaşılanlar, düğünler, nişanlar, yapılan kutlamalar, sunumlar, şatafat yüzünden yıllar önceki kendi düğünümden soğudum. Havalarda uçuşan dolarlar, padaung kabilesinden ülkemize gelin gelen gırtlağına kadar altın tepilmiş (altın tepmek) kadınlar gördü bu gözler. Neyse ki kocam 'Evet' demeden önce (ki yüz kere izledim hala evet mi viyykk mi diyor orada çözemedim) iki şişe viski içtiği için çok sarhoştu ve düğün videomuzda hiç yoktu. Ben de 90 dakikalık videonun 10 dakikasını işgal edebilmişim. Oraya bi makas atsak "Ya biliyom bunu rüküş melaatin düğünü bu" diye yuttururum. Bak ne geldi aklıma, düğünümüzde çıkacak orkestranın kesinlikle oyun havası çalmaması için nasıl bastırıyor bizim salon erkeği. "Bakın, düğünü terk ederim eğer halay havası çalınırsa" diye tehdit bile ediyor. Ancak bütün akşamı düğün odasında içmeye devam ederek geçirdiği için halaya ilk kalkanların kendi familyasından olduğunu göremedi. Ama ne zaman bana kızıp küçümsemek istese "hee şu senin düğünde göbek atan akrabaların" diye başlar söze.

- Ney lan bu mutfağın hali, nebçim kadınsın lan sen?
- Aman kocacım hemen topluyorum, 6'da kalktım yetişemedim, bebelere tek başıma bakıyorum, bakıcım da yok benim, tek başımasknxjabnsja..
- Hadi ordan rezil kadın "senin düğünde göbek atan akrabalarının da" mutfağı pistir! Şrrraaakkk!

gibi..

İşte efenim bu sosyal mecralarda görüp bir yerimiz şişmesin diye biz de yavaştan esnafın yüzünü güldürmeye başladık. Çok istememe rağmen nasıl yapılır anlamadığım için baby shower yapamadım. Gelenlere ben mi hediye verecem, onlar mı bana altın takacak, kim kime ne takacak, gün gibi kısır-çay yeter mi yoksa godivadan pasta mı olacak, davetliler için uçak mı kaldırayım yoksa akbil basıp mı gelsinler bir türlü bilemedim. İşin ucunda çarşaf çarşaf foto çekip "ne eksiğim var lan benim, paraysa para amk, arabamı satar yine de rezil olmam size" diye bir sidik yarışı var. Neyse araba hala duruyor. Klasik pastaneden gidip beyaz tüllü, içi bademli bebek şekeri neyine yetmiyor di mi? Yetmez abicim. Bakıyorsun kadın hastanede doğum yapacağı odayı satın almış. Oda kapı kolundan, pencere pervazına kadar pembe saten fırfırla çevrili. 5x5m duvara swarovski taşlarla "Hoşgeldin ZenginSu" yazdırmış. Yetmemiş doğumu için davetiye bastırmış, davetlilere fraklı garsonlar somonlu kanepe ikram ediyor. Ensesi kalın kocası, para dolu lv bavulu doğum doktoruna verirken, İtalya'dan özel getirttikleri fotoğrafçıya poz veriyorlar. Sen de bir elinde çikileta kavonozu diğerinde mendil, kaderine lanet ederken aynı zamanda fotonun altına "tibrik idirim cinim, zinginsu siğlikli biyisin" deyip layk yapıyorsun. Sonra kim gider de mahalle pastanesinden bayat bademli doğum şekeri alır? Tüm ananelerimizin içine zçtınız amk.

Biter mi? E bu bebeklerin ilk gülüşü, ilk agu demesi, b*ku, dişi hepsinden ziyade ZenginSu'nun ilk doğum günüsü.. "Zoruna gidiyorsa takip etme o zaman şekeraam" dediğiniz herkes unfollow'a bassaydı şimdi sizi anca kuru temizlemeci rıfkı abiniz izliyor olacaktı. O yüzden susup sindirecen bu lafları. Hem bunlar hep hikaye. Hepsini ben uyduruyorum. Bunu unutmadan okumak lazım.

İsviçreli bilim insanlarının araştırmalarına göre, uzun süre bu şaşalı hayata maruz kalan denek (denek dedim AVHABHJKAHKJA gülmek benim de hakkım) bir süre sonra kendini o hayatın içinde zannediyor. Maaşını aldığı her gün, onların gidip kendi gidemediği o her yaz tatili, bilmem ne kafede tabağı 55 liradan ton balıklı salatayı yiyemediği o her fotoğraf suratına tokat gibi patlasa da, yine araştırma sonuçları diyor ki; bir süre sonra deneklerin beyinleri bu fotoğrafları hafızaya kayıt etmeyi reddediyor. İşte beyinin muhteşem savunma mekanizması!! Dahiyane değil mi?..

Sonrası işte tam da şimdi geldiğimiz nokta. Annecilik müessesesinin kısmen kaliteli, kısmen varoş, apaçi stayla insanların elinde mıncıklanması. Çok yakın bir zamanda yaşadığım tecrübe ile kendini geliştirmiş hiç bir annenin çokta takılmayacağına emin olduğum, ama bu değişen sistemin çarkında, avını bekleyen örümcek gibi sinsi ve sabırlı, avını bir başka sürüye kaptırmayı göze almayacak kadar toynaklılar. Tavsiyem, o bana b*k atmaya çalışan k*çlarınızı kollayın. Çünkü bugün bana, yarın size..

Şimdiye çoktan topuğuma sıktırmak için bir tetikçi bulmuşlardır. "Tez kellesi alına" diye çıkmıştır ferman. Ulan bana bir şey olursa bunlarla bir olup lansman lansman gezecek, bloglarınıza zkindirik bültenler koyup cebinizi dolduracaksınız biliyorum.

Az değilsiniz siz. Şark kurnazları sizi. Tatlı su balıkları. Aman bana dokunmasıncılar. Ay benim hiç haberim yokçular. Ay ben onu sana söylemedimciler. Sen yanlış anladıncılar. O iyi kızdır aslında ama öteki çok fenacılar. Aslında birbirini bir kaşık suda boğacak olup kol kola geziciler. Ay bana neler neler diyoğlar, beni mağdur ediyoğlar diye prim yapıcılar. Bana ahlak dersi vermeye kalkan ama daha iki hafta önce kendisine yapılan eleştiri yüzünden o kibar kibar laf anlatmaya çalışan insanlara "kömsönöz lön sözzz?? hödsözlörrr!! kömsönözzz" diye çemkirenler. Ah siz var ya siz.

Müessese o kadar dar ki ç*k gibi meydandayız, meydandasınız. Yu nov mi, ay nov yu.

Benden uzak, Allah'a yakın olun.

Selametle.

from my zoiPhone😎

Location:Ev

Monday, January 4, 2016

Bodoffffff!!!!!

Bakın ben buradan para kazanmıyorum. Bir kaç kez Adsens'ten reklam almaya çalıştım, beceremedim. Becerseydim de ne kadar kazanırdım hiç bir fikrim yok. Blogger'lıktan nasıl para kazanılır bilmem. Nereden baksan 9 senedir yazıyorum. Artık bir kazanç kapısı haline geldiğini geçen sene öğrendim. Evet biraz salağım. Herşeye eğlence gözüyle bakarım. Lan şurdan benim payıma ne düşer, şurdan ne koparırım, bize kaça olur gibi uyanıkça fikirlerim hiç olmadı. İyi ki de olmadı. Blog şablonunda "Kazançlar" butonu var, oraya basarken bile utandım lan. Sanki birilerinin cebine göz dikmişimde onlar da bana pis pis bakıyorlarmış gibi hissettim. Kazansam belki hoşuma gidecek, donunuza kadar alıp üstüne bir de hareket çekecem "şşrrraaak!!" diye ama kazanmadım. Rica üzerine, biraz da merakla katıldığım bir organizasyonda yanımda oturan, benim gibi 9-10 yıllık blogger kız "küçük oğlumu blog reklamları ile okuttum" deyince hafif bi aydınlanma oldu bende. Şık bir restorantta beleş yemek yiyip, üzerine bir de harika bir markadan koku hediye almış, hepsinden ziyade florasan gibi aydınlanmıştım orada. Eşeğin aklına karpuz kabuğu düşmüştü işte o vakit.

Ayrıca benim bir blogum olmasına rağmen organizasyonda, yazarı olduğum x-anneleri sitesini temsil ediyordum. Ben de sizi, yani gerçekten sizleri, burayı okuyanları böyle binlerce, milyonlarca kişi zannediyorum ya, soranlara hafif artist bir gülümsemeyle zoi, zoiplanet (bond, james bond) diyorum. Ulan bir kişi bile aa sen O'musun demediği gibi "nası yazılıyo şekerim, zöyü pilavet mi?" dediler. Yani yola x-anneleri ile devam etmek daha mantıklıydı. Ama sürekli annelikle ilgili yazmak benim için işkence. 1-3-5 ööeehh tıkandım. Aksatmaya başladım ve karşı tarafında beni anlamasıyla oradaki yazarlığım buharlaştı. O sıralar buraya bir şeyler karalamak bile eziyet haline gelmişti. Uzun uzun aralar verdim. Yapmak istediğim şey bu değil diye düşünmeye başlamıştım. Hala da öyle düşünüyorum. Burası sadece bana iyi gelen bir alan. Yazdıklarımın beğenilmesi tabii ki gülümsetiyor ama en az beğenilmemesi kadar umurumda değil.

Ne demiştim, florasan aydınlanması, evet. Bir çocuğu okutmak ciddi bir maliyet. Ve evet benim de bir çocuğum var. O kız yaptıysa ben neden yapmayayım diye bir harekete geçeyim dedim, vazgeçtim. Bu annecilik piyasası, içinde mayınların, bilinmedik canlıların, ısırgan otlarının, deniz analarının ve köpek balıklarının olduğu derin bir deniz. Suya bir adım atıyorsun güm havaya uçuruyorlar, lan serin serin bir dalıp çıkayım diyorsun hop deniz anaları her yanını morartmış, ulan tamam iskeleden ayaklarımızı uzatalım bari diyorsun köpek balıkları sinsi sinsi geziniyor etrafında. Suya girmeye niyetin olmasa, yalnızca etrafında gezinip keyif almak istesen bile taraf olmazsan bertaraf ederler.

Bu çetrefilli hayatı seven, bundan beslenenlerde var tabi. Çok içine girmeden şöyle ucundan bir baktım, bana yetti de arttı. Şakşakçısı da değilim, tü kakacısı da. Kokmaz bulaşmaz sakin insanlara bile "ulan hepinizin aazına zçarım en iyisini ben doğurdum" travmasını yaşatabiliyorlar. Ya onu bırak daha evlenmemiş, çocuğu olmayan kızlar bile neyin olduğunu bilmedikleri bir tarafın mensubu olabiliyor. Çünkü o kadar kolay ki insanları kandırmak. İnsanları kandırmak için sosyal medya uzmanlığı diye bir meslek icat edildi olum.

- Melabağğ ben Giiğzem, soşılmedia uzmanıyaam, nasıl yardımcı olabiliraam?
- Ee ben bu anaların hepsinin mına komak istiyorum, para para diye titriyorum, hepsini istiyorum anlıyo musaan?
- Anlıyoraam ama öncaa benim sizin mınıza komam lağzaam, paralar peşaan kırmızı meşaan
- Kabul ediyoraam

gibi..

Çeşitli sosyal medya hesapları açıyorsun, ne çeşitlisi hepsinden, ne var ne yok hepsinden açıyorsun. Yetmedi kocana da açıyorsun, yetmedi çocuklarına da, kaynanasına açanı görmedim. Bir blogcuanne'nin kayınvalidesi bulgur işine girdi, o da parayı bulup maldivler'de ada aldı diyorlar. Yalan.

Site açıp sağdan soldan çakma yazılar döşüyorsun, çakma olmasa bile boş içerikli yazılar, slayt şeklinde analı, babalı, bebeli görseller, iki üç mağaza ya da marka reklamı da ekledin mi tamam. Tercihen sarışın olmanız, sürekli düğündeki görümce saçı ve makyajı ile kameralara poz vermeniz, yayvan geniş ağızlı olmanız, 7/24 değil 9/55 video ve foto ekleyerek herkese tek tek cevap vermeniz gerekli. Bazı fotoğrafları ve altındaki yorumları okudum, kadın bildiğin Adnan Hoca olmuş. Müritlerine günaydın diye gözünün 1/4ünü koymuş altında 1562 tane "Allahım böyle güzel günaydın denir mi, siz günaydın dediyseniz aymıştır, o gözün güzelliğine hastayaağm, ay maşallah yok böyle bir göz yarısı, sizinki gözse bizim ki ney" diye birbirinden ezik yorum. Bu kadar salak olmayın arkadaşlar. Sizi de Allah yarattı. O sarışın/esmer/kumral çemçük ağızlı kadın sizin tırnağınız bile olamaz.

Sonra ajanslar varmış, gidip onlara yalvarıyorsun. Ajans yüzüne baksın diye de medya hesaplarına takipçi satın alıyosun. Hani bu seçimlerde yapıyorlar ya olmayan mahallede oturan 1800 kişi x-partiye oy vermiş görünüyor mesela, hah o hesap. Kol gibi takipçi sayısıyla cillop gibi işleri alıyosun, ya da zaten işleri almış olan kodamanların peşine takılıyorsun. Bu da Kurtlar Vadisi dizisi gibi. Baronesler var abicim. Onların da yalakası, tetikçisi, yancısı, koruması, haremi olduğu kadar düşmanı da var tabi. Değişik bir dünya. Köpek kolonileri alanlarını işeyerek korur ya, bu çeşitli annecilik grupları da belli ajans ya da markalara işemiş, ay yani onlarla anlaşmış ve kesinlikle sınırlarını koruyorlar falan anladın mı.

Para, ışıltılı bir hayat, milyonlarca takipçi, herşeyin daha fazlası, dahası, en dahası için insanlar neler yapabilir konulu bir belgesel adeta.

Her meslekte olduğu gibi biraz da karakter işi. Ne kadar doğru, dürüst olarak başlasan da bir çakala dönüşebilirsin. Madara da olabilirsin. Ya da bla bla bla..

Bazıları da çok zavallı. Her çağırıldığı yere gitmiş, yemiş, cukkalanmış, fotoğraflar paylaşmış ve dolayısı ile karşı tarafa gebe kalmış. Dürüst olmak istiyor olamıyor, iki laf sokmak istiyor sokamıyor, şu-şu yönden haksızsınız ulan demek istiyor ama diyemiyor. Öyle mal mal izliyor yapılan çirkinlikleri. Aman zaten ona ne. Zavallı diyorum ama o da yolunu bulmuş işte.

Neyse gençler diyeceğim o ki.. Kimseye eyvallahım yok, olmadı, olmaz.

Eski lemancılar hatırlar bir "zıçan adam" vardı..

Ben de bu yazıyı bodofffff!! diye şuraya koyayım istedim.


from my zoiPhone😎

Location:Ev

Sunday, December 20, 2015

2016 Vay Arkadaş!

Yeni yıl, yeni yıl, yeni yıl, yeni yıl
herkese mutlu olsun.
Yeni yıl, yeni yıl, yeni yıl, yeni yıl
herkese kutlu olsun.

diyerek oturumu açıyorum arkadaşlar..

Kafam hep eskilere gidip duruyor. Şaka maka fosil olduk iyice. 70lerde bebeklik, 80lerde çocukluk, 90larda gençlik. Ne gençlik ama. Sigara içmek çok havalıydı. Lisede staj yaptığım bankanın müdiresi kısa samsun içerdi. Öyle içerdi ki hayran kalırdım. Sırf onun gibi içebilmek için attan inip eşeğe binmiş, ordan bi kısa samsun versene demiştim köşedeki bakkala. Aynanın karşısında onun gibi şuh bakışlarla sigaramı yakıp, dumanından kalın bir dalga havaya bırakıp, paketi de telefonmuş gibi kulağıma tutup "adnan bey mevduat hesabınızdaki 10 milyonu dolara çevirip istanbul şubesine havale ediyorum" gibi saçma cümleler kurardım. Şimdi adını bile hatırlamadığım, güzel, bakımlı o şuh kadını taklit etmiştim. Sonrasında samsunun tütününden ağzım, dilim ve dudağım iltihaplanmış, hastanelik olmuştum. Sonuçta ata binmeye alışık g*te eşek sırtı uymamıştı. Atla yoluma devam etmiştim.

Kendi klasmanımda bir okula gitmediğim için vasat ötesi bir de sevgilim olmuştu. Vasat bir mahallenin kasabının oğlu ile seviyeli bir ilişkimiz vardı. 14 şubatta akranlarım evine uyduruk söz yüzüğü, bir demet çiçek, kol altı rollonu falan götürürken ben iki kilo kıymayla giriyordum eve. Vasat bir de arabası vardı. Beni bu vasat okulun havalı kızı yapabilecek kadar vasat bir araba. Okul çıkışı diğerleri otobüs, minibüs parası denkleştirmeye çalışırken, permadan düğüm olmuş saçlarımı savura savura binerdim o vasat arabaya. Seviyeli ilişkimiz staj yaptığım bankada aynı bana benzeyen başka bir kıza aşık olmasıyla son buldu. Evet, kız tıpkı bana benziyordu. Hatta banka personeli ile çektirdiğimiz bir fotoğrafta o yoktu, ben vardım fakat herkes beni gösterip "aa şenay o gün gelmemişti, nasıl fotoğrafta olur" diye şaşırmışlardı. O bendim be. Nedense çok üzülmemiştim. Ulan adam klonuma aşık olmuştu. Ben de eve pirzola, kıyma taşımaktan sıkılmıştım. Yakın bir tarihte kasabın oğlunu o meşhur evlendirme programlarından birinde gördüm. Allaan salaa yaa..

Vasat okuldan çıkıp birden kolejlerde okumuş tikilerin olduğu bir üniversiteye başladım. Bildiğin travmaydı benim için. Artık kendi arabam vardı ve bu nispeten havalı bir şeydi. Yani sınıfta 10 kişiden 7 sinin zaten arabası vardı ve bu çok normaldi. Hatta marka ve model bazına inersek araba değil taksi kullanıyordum. Okul daha yeniydi ve servisler çok azdı. Ben de arkadaş edinmek zorunda olduğumdan sınıftaki kızları yakın otobüs duraklarına bırakıyordum. Arabada o zaman sürekli dinlediğim İbrahim Erkal'ın kasedi dönüyordu. Abim Erzurum'da askerdeydi ve sanırım bu kasedi o yüzden almıştık. "Hadi geeel erzuruma geeell, erzurum yahşi güzel" ile başlıyor "canısığğ canısığğğ" ile kapatıyordum günü. İbrahim Erkal'dan Tiesto'ya, Sasha'ya, Thivery Corporation'a evrilmem iki senemi aldı. Zaten abimde askerden gelince arabesk hayatım son buldu. Artık bende tikiydim, bende cikstim.

Üniversite çok şeyin başlangıcı oldu. Arabeskten teknoya, bepanthenden dior'a, limon kolonyasından armaniye, kotondan diesel'e, hatta gobit ekmekten sushiye. Ha arabayıda sıfırlamıştım arada. Artık mahalledeki mehmete değil şanelde cengize fön çektiriyordum. Ama hala o her ay saç rengini değiştiren kızın gittiği ultra lüks kuaföre adım atmaya cesaretim yoktu. Her haftasonu mutlaka gidilmesi, boy gösterilmesi gereken piyasa yerlerde rezervasyonumuz hazırdı. Zamanın meşhur içkileri, bol kahkaha, ciks saçlar, kış vakti göbek açık dolaşmalar, preclublar, after partiler vs. Ha bir de sevgiline yan gözle bakan o kızlara omuz atma halleri. Mezuniyette gidilen mekanda arkadaşının sevgilisine göz koyan o kızı tekme tokat dövmeler falan. Yannız iyi koymuştum kıza. Ne kadar ayıp. Şimdi olsa akıllı olsun diye bi makas alırdım yanağından. Deli dolu zamanlara denk geldi gariban..

Üniversitede de staj yaptım. Babam forsunu kullanıp koskoca holdinge soktu beni. Bundan önce abimin askerlik yeri için kullanmıştı forsunu, izmirde yapacak diye beklerken Erzurum'a gitmişti sabi. Hiç unutmuyorum acemilik yaptığı yerde bekliyoruz annemle. Uzun dönem yapacağı yer belli olacak. O kadar eminiz ki izmir çıkacak. Babam o kadar insanı soktu devreye. Hatta paşanın şoförü falan olacak, beklenti öyle yüksek. Geldi yanımıza, annem ağlamaklı bakıyor yüzüne "neresi, neresi oğlum, neresi çıktı?", "Aşkale" dedi abim. Anlamadı annem sarıldı, sevindi falan. "Aşkale İzmir'in neresi ya" dedi sonra. Sonrasını hiç birimiz hatırlamıyoruz. Ailece bayılmışız orada. Ama ben havalı okulumun havalı bir öğrencisi olarak havalı bir yerde stajı kapmıştım işte. Son derece gereksiz, patrona çay getir, kahve götürden ibaret uzun bir staj döneminden sonra hoop mezuniyet balosu..

Çok çabuk bitti be üniversite. Daha dün gibi babamın "ikmale kalırsan parasını ödemem, alırım seni okuldan" diye tehdit edişleri. Okulda parasını yatırmayan öğrencilerin listesi girişe asılırdı çarşaf çarşaf. Ulan elimde araba anahtarı, kolumda gucci, yüzümde dior, saçım şanelden, kotum dieselden, yürüdükçe armaniyim ben armani ulan diye bağıran kokum ile o listeye nasıl girerim. Skandal!! Artık ben mi zekiydim yoksa okulun yeni açılmış olan bu bölümünden hepimizi mezun edip bölümü komple kapatmak istediklerinden midir nedir derslerim hep iyiydi. Hiç çalışmadan girdiğim hukuk sınavının "yerinden yönetim nedir" sorusuna "yerinden kalkmadan yönetmektir" cevabı ile ortalama bir puan alarak geçmişliğim var. Şiirden nefret ettiğim için beni bırakacağını söyleyen edebiyat hocasının gönlünü, odasına aşık gibi kırmızı güller göndererek almıştım. Yani aslında zekiydim ama alanlarım farklıydı.

Bütün bunlar yıllaaar yıllar önce yaşandı. İnsan hayret ediyor.

Öyle işte.

Başta sağlık olmak üzere huzur, başarı, mutlulukla dolu bir yıl olsun.

Yeni yılınız kutlu olsun.


from my zoiPhone😎

Location:Ev

Monday, November 30, 2015

Güncel 22

Mütemadiyen fırında bir yemek yapıyor. Becerikli, eli lezzetli tamam, yiyoz, atmıyoz yaptıklarını. Velakin insan birazda temizlikten puan vermek istiyor değil mi. Aynı fırın ızgarasında tavuk, köfte, ekmek, patates, patlıcan vs. Hem de ayrı zamanlarda. Izgaranın altındaki tepsiye yağlı kağıt koymayı ihmal etmiyor ancak o yağlı kağıdın kendi kendini yenileme özelliği olduğunu sanıyor mesela. Dolayısı ile üzerinde binbir çeşit yağ damlası barındıran o zavallı kağıt, fırın her 200 derece ısınışında eve duman attırıyor. Ha ızgara telini yıkamak ise öyle uzak bir kavram ki, bir ara söyler gibi oldum aaa su deymez ona dedi. Lan ben fırının içini komple çamaşır suyu ile ovuyorum neyin şeyine su deymez olm? İki gram hevesi var kırılmasın diye hee hee diyoz. Geçen yine unuttum, yaktım fırını bekliyorum, o sırada sebze falan soyuyorum. On dakka sonra bi baktım ev adana ocakbaşı ile ibiza pasha club arası bir noktaya gelmiş. Burnuma ıslak bez dayayıp el yordamı ile fırını bulup kapattım. Ve tabi içinde yine küle dönmüş bir kağıt ve iki gün önce kedi ciğerinden kokoreç yapılmış gibi duran bi ızgara teli. Artık orda aklıma nerden geldiyse içimden "lan bu adam beni öldürür, mezarıma da üst üste alacağı karıları gömer" dedim. Sonra düşündüğüme güldüm ama bi şüphe de bırakmadı değil..

Evde kendi ihtiyacı olmayan hiç bir şey görüş alanına girmiyor abicim. Evi ters döndür, sekiz kere çalkala, gelip kanepesine uzanır televizyon seyreder. Hiç anaaa noolumuş lan buraya demez. Evde çok fazla kapı yok, çamaşır sersem ortada, donlar, monlar. Diyorum ki arkadaşım biri falan gelecek olursa şunları kaldır, zoruna gidiyorsa bana söyle ben kaldırayım. Ulan eve tamirci, bacacı, sobacı, ocu, bucu geliyo bizim danteli gevşemiş naylon don film afişi gibi orda duruyo. Ulan bari çamaşır askısının üzerine bi battaniye at be! Ya da al camdan fırlat daha iyi o saatten sonra. Buzdolabının kapısını açık bırakıp 15 gün tatile gitsem geldiğimde hala açık olur. Üçbinyediyüzaltmışsekiz yıl sonra saçıma fön çektirdim, gözüne iki saniyecik takılabildim, onda da oo renk güzel olmuş dedi. Ya arkadaşım, benim kuaföre gidip saç boyatacak kadar lüks vaktim olsa salona iki su fazladan paspas yaparım. Ulan hayallerim bile bokuma döndü be. Vaktim olsa salona iki su paspas yapar, yetmiş günlük sararmış nevresimleri değiştirir, beş yıldır yıkanmayan perdeleri küvete basar, halının altına itelediğim yemek parçalarını süpürür, yazlıkları naftalinler, kışlıkları çıkarıp dolma pişiririm. İzninizle bi beş dakka kendime acıycam..

Fazla cesur, hevesli bir baba işte. Tartışma başladı mı büyük büyük konuşur "no vor yooo bon kozomo kondom bokorom ollo olloo" Ama bebe sümüğüm var yiiaa aiiyy sümüüük baba sümüüük diye paçasına yapıştığında cımbızla omuzlarından tutup bana teslim ediyor. Sonra hamam. Tuvalet olayına da karışmaz. Ay aman diyim kakası mı var kızın aaaa, annesiiiii annesiiiii!! E bak ulan kızına. Hadi bakalım aslan parçası, hadi anam, hadi yavrum prosedürü biliyon, e hadi yaaaap. Benim de bayıldığım bişi değil kahvaltı masasından ağzımda ekmekle koşarak o dışkı mesaisini yapmak. Doğur, emzir, uyku eğitimini ver, katı gıdaya geç, evde güvenliği sağla, ağladı-sustur, tuvaletini öğret, okula ver ohhh paşam baba olmuş, koşun a dostlar ti lilililili. Bebeyi 35de doğurdum, bebe 4, ben 63 yaşındayım. Babası 17ye bascak ocakta. Belki de 9 kim bilir. 

Geçen sabah iki saat fazla uyuyacağım diye inat ettim. Uyudum, uyandım evde kimse yok. Markete gitmişlerdir diye bekledim ı ıh, gelen giden yok. Hava ayaz ve rüzgarlı. Aradım, parktalarmış. Ne var üstünde kızın dedim "yaa evden ayakkabı giyip çıktık işte" demesiyle benim yaş oldu sana 72. Hemen eve gelin derken olduğum yerde altıma etmişim, bi sıcaklık aktı inceden. Saniyeler içerisinde milyonlarca şey hissettim; panik, sinir, çaresizlik, suçluluk, olan oldu amk'culuk, ya sen nası bi babasıncılık, dondu ulan bebecilik, ateş ölçer nerdeydi lancılık, nereye koydum şu avukatın telefonunuculuk, ulan kaç saattir ordalar acabacılık, neler neler. Hemen iki lokma bişi yiyip xanax attım. İşleyeceğim suç için "hakim bey ilaç tesirindeydim" derim en azından diye. Yani biri öldürmezse bu gamsızlıkla üç yüz yıl daha yaşar bu adam. Öyle üzerinde pijaması, burnundan ağzına akmış yeşil sümükleri ve donmuş eli ayağı ile geldiler. Rüyamda adamı çiğ çiğ yediğimi gördüm o gece. Bir kaç kez arabayla üstünden geçtikten sonra öyle zombi gibi yedim adamı parça parça. İyi geldi.

Öyle yani. Ha annem evet, o her zamanki gibi çok meşgul. Geçen akşam kızı bıraktım iki gün kalsın diye, daha arabayla eve varmadan "sabah kahvaltıya bekliyorum" diye mesaj yazmış. Bütün şakacı karakterler benim hayatımda. Bebeyi akşam vereyim, sabah sana kahvaltıya gelip alıp gideyim he anne? Kızı bir gecelik sana bırakıp hayatımda ne gibi bi yenilik yapabilirim sence? İkinci çocuk çalışmaları diyorsan o hoo biz kankalığın ötesinde amcaoğlu olduk artık, bizi o şekilde yakıştırmanız bile ayıp. Biz öyle aynı ağaca yapışmış koalalar gibi acıktıkça birbirimize yaprak koparıp veriyoz sadece. Neyse bunları sana desem iyice kafan karışır..

Kasım boş geçmesin diye kusayım dedim.

 
Designed by Beautifully Chaotic