Ne Aramıştın?

Yeme, içme, gezme, görme, gülme, annelik, babalık, çocukluk, sanat, çizme, boyama, müzik, tiyatro, film..

Thursday, March 5, 2015

Mart Sohbetleri

Artık kapıları açıp kapatmayı öğrenen çocuğunuzla ev içerisinde yaşayabileceğiniz örnek diyaloglar..

Annenin her zamanki gibi tuvalet ihtiyacı vardır. Çocuksuz hayatında 'iş'ini yapıp çıkmak olarak kullandığı o daracık mekan artık bir kaçış yeridir. Kafa dinlemek, boş boş tavanı seyretmek, fayansları saymak suretiyle huzur bulur. Emekleme zamanında tuvalet kapısına yapışıp ağlayan, elini kapı altından sokarak gerilim yaratan, kapıyı yumruklayan bebecik artık büyür "annaaaa toalette ne yapıyosooon" gibi cevabı küfür sayılabilecek sorularla şrrraak diye kapıyı açarak tacizde bulunmaya başlar. Gece, gündüz kapıyı kilitlemeye başlamıştır anne kişisi. Gündüz annesi tuvalette olan çocuk legolarını kapının önüne getirmek suretiyle nöbet tutar. Tuvaletten markete bir kapı olduğunu düşünen çocuk annesine siparişler verir.

- Annee neden hala çıkmıyorsun? Markete mi gittin?
- Çıkıcam yavrum az kaldı.
- Jelibon alıp gel tamam mı?
- ...
- Gufret de al.
- Benzer bişi var ama yenmiyo.

gibi..

Akşam hava karardığında işi daha kolaydır anne kişisinin. Tuvalete giden yollardaki ışıkları kapatıp çocuğun karanlıktan korkmasını fırsat bilir. Uzaktan anneeaaaa diye bağırır çocuk ama kapıya dayanamaz. Zafer annenindir. Anneaaa çok karanlık korkuyorum diye bağırır zavallı bebecik. Anne ise kurnaz bir tebessümle zçmaktadır o dakikalar.

Tabii ki çok uzun sürmez bu kaçış. Senden bir adım önde olduğunu her zaman yüzüne vurur o minnacık bebe. Yine bir akşam kendinden emin tuvalete girmiştir anne. Her ihtimale karşı kilitlemiştir kapıyı. Uzaktan sesler gelmeye başlar;

- Anneeaaaa nerdesiiiin?
- ...
- Gelemiyorum çok karanlııııık
- ehiehiehiehiehi
- Anneee korkuyoroooom
- Gelme çocum ben çıkıcam birazdan.
- ...
- (iç ses) n'oluyo lan, niye bağırmıyo bu çocuk?
- (dış ses) kızım napıyosun?
- Çok karanlık anneeee
- (iç ses) sesi yakından mı geldi lan? yoh yiiaa phahah daha neler..
- (dış ses) Bekle bekle az kaldı.
- Anneaaa komşu komşu'yu söyleyelim miiii
- (iç ses) hay devenin toynaa yaaa, huzurla zçamadıktan sonra neyleyim bu hayatı..
- (dış ses) hee heee komşu komşuuuu
- huu huuu
- oğlun geldi mii
- geldi geldi
- ne getirdi?
- inci, boncuk
- kime kime?
- sana bana
- (iç ses) lan??
- (dış ses) başka kime?
- kara kediye
- kızım nerdesin sen?
- anneeeee sesini buldum, kapıdayım!
- tövbe estafff laaan çarpılacam şindi şuracıkta, ağzımı yüzümü eğecek yaradan!
- anneeee hadi çık ben geldim!
- (iç ses) şeytan hakketen çık salonun ortasında indir donunu zıç diyo ama..
- ...
- Işığı kapatırsam çıkar mısın anneeeee?
- Yavrum bi git!

Annesinin son sözünü "evet" olarak algılayan çocuk ışığı kapatıp koşarak salona kaçar.

Aylardır tıkır tıkır işleyen plan bir gecede hiç olmuştur. Bir süre sonra ışıkları nasıl açacağını da öğrenir ve en başa dönersiniz.

Rahat anne olucam, ay ben hiç bişiicikleri takmıycam felan filan diye uyku konusunda gevşedikçe gevşedim. Beraber gece yatıp öğlen kalkar olduk. Akşam sekizden sonra artık gülüşüne bile katlanamaz oluyorum ama olsun di mi. Sürekli sohbet etmek istiyor. Hayır sohbet o kadar dağınık ki dinlerken bir süre sonra zihinsel körlük, parmaklarda uyuşma, bel ve boyun bölgesinde kasılma, konuşmada tutukluk (hebe heb hebebe gibi), sağ elle sol kulağı tutup dil çıkarma ya da sol bacağı enseye atıp kuş sesi çıkarma gibi ortopedik, patolojik, psikolojik travmalar oluşabiliyor..

- Anneeee gölgem ne dedi bana?
- Ne dedi?
- Seni yerim göbüşüme indiririm dedi.
- Eeee
- Sıkılırım ben orda indirmesin.
- Söyle indirmesin o zaman.
- O zaman şemsiyeler açılıp kediler miyavlarken sütlü saatler çalıyor ama!?
- Anlıyorum..
- Sonra bi zıpladım, yumurtaları kırdım kırdım, suluboya takla atınca bodruma gitmiştik yaa?!!
- ...
- Burnumu çekince çıkmadı sonra balon patladı da kaşıkla dondurma yedik yaa?!!
- Heb..
- Öksürük dedi ki süpriz yumurta ye dedi kollarım uzadı camları tuttum fırlattım bende yaa!?!?
- Hebebe..

Gibi..

Yazarken bile kasılma geliyo..

Sabırlı, oyalayıcı, şefkatli o mükemmel annelerden olamadığım için bir müddet sonra yeteeeaaaaarrrrr! diye bağırmaya başlıyorum. Ektiğim bu çığlık tohumlarının meyvelerini yeni yeni almaya başladım. Ufak bir tartışmamızda bana kızdı ve "ördeeeek!" diye bağırdı. Epey içerledim! Yatak odasının lambalarına kızıyordu geçende. "Lambalar kapanın, çok kızarım bak size, kapanın dedim, sözümü dinleyin lambalar" diye basbas bağırıyor. Eserine bak dedim zoi, bu çığlıkların bumerang gibi dönüp sana geleceğini biliyordun değil mi. Bu gün lambaya, yarın sana çemkirecek. Üzüldüm sonra kendime. Gelecekte yaşayacaklarım için değil, bu duruma gelene kadar yaşadığım sıkıntılar için. Nasıl patlamalar yaşadım ki aha da eserim böyle oldu. Ya ne olacağıdı. Daha bunun erken ergenlik, ergenlik, bitmeyen ergenlik ve ABV ergenlik dönemleri var. Aman ne olcak yiaaa internetteki bilgi kirliliğinde kendime uygun bir mutlu anne&mutlu çocuk danışmanı, etkinliği, yöntemi, sanatı bulurum elbet.

Sonuç olarak "dövme yaptırırsan seni evlatlıktan reddederim" diyen annemin cüzdanından para çalıp dövme yaptırmış, eve gelip kadının gözüne gözüne sokmuş insanım. Ergenlik böyle bişi. Külliyen gereksiz bi stres. Keşke o dönemde bebeleri uçak moduna alıp otuzlarına doğru tekrar online yapabilsek. Bu zihniyetle 300 yıl sonraya gidebilsem ben halledicem o işi ama. Zihniyetime yetebilen teknoloji yok anlıyo musun. O derece..

Hee dövmeden sonra annem beni reddetmedi tabi. Mutlu, mutlu yaşamaya devam ettik. Hatta aradan zaman geçti 'ay ben de dekolteme kelebek mi yaptırsam' diyordu menopoz ilacını içerken. Yok dedim anne sen yaptırma. Bunun öte tarafı var, bilmiyoz etmiyoz, bakarsın hakket dedikleri gibiyse, bi de torpil neyin oluyorsa beni aldırıverirsin yanına diye ikna ettim. Gtü sağlama aldım yani ehiehi. İşte bizim bebelerde bize ne alavereler ne dalavereler yapacakta yaşayıp görecez. Biloon sonunu kandil duasına çevirmeden hepimize ailemizle, evlatlarımızla sağlıklı, hayırlı ömürler dileyip vedalaşayım..

Eiyvallaaa..

mobil hareketler

Location:Ev

Tuesday, February 10, 2015

Pazar Analizasyonu

Pazarları malum evde pinekleme günüdür. Genellikle cumartesi gecesinden içilmiş olduğu için kafa fazla bişi almaz, saman gibidir. Hatta pazar günleri fazla konuşulmaz bile. "Hııı, evet, yooo, bilmem, hı hııı, ne, neyi yaa, ne bileyim terliğin nerde" gibi tek kelimelik ya da kestirip atmalık cümleler kurulur. Kimse kimsenin umurunda değildir pek. Yatılı okulda, aynı odada kalan iki erkek arkadaş gibi takılırsın kocayla. Çocuktan sonra tuvalet kapısını kapatmak bile resmiyete girer. Kapıyı kapatıp işerse "hayırdır kanka, papyon da taksaydın girerken, ne bu kapı kapamalar, araya mesafe koymalar falan ehiehi" maabbeti yapılır. Sakindir pazar günleri. Şanslıysan bebeyi anane, babaneye satıp film izlersin akşama kadar. Evde yemek yapılmaz bi kere. Pazar günü fastfood günüdür. İki saat pizza mı, hamburger mi, tavuk mu, döner mi diye ağzında biriken salyayla karar veremez, kıvranırsın. Ne yesek, nerden söylesek, kaç tane söylesek diye kafan karışmışken, kanka sürekli günü bedavaya getirmek için "yiia yoortlu makarna yapıp yiyek işte" demeye başlar. Sırf iki yakası bir araya gelmesin diye bastırırsın en pahalı yerden sipariş vermek için. İçinde iki tane karides olunca "karidesli çin pilavı" denilen lapadan istersin mesela. Kararlıysan en azından kampanyalı, bir alana bir bedava orta boy pizza aldırabilirsin. Ama sesinde ya da bakışlarında bir çekingenlik hissederse, kendini haşlanan makarna tenceresinin önünde dakika sayarken bulursun. Psikolojik bir savaşmış lan aslında pazar günleri. Sakinlik içinde yaşanan bi savaş. Yaşarken iyi de yazarken tiksindim ayol. Ben şimdi bu depresyon ilacını alıyorum ya, böyle herşey bana iyi falan mı geliyo acaba. Öyle olsa bunları da yazamazdım. Yine de ilaç almayıp evi yakmak ve adamı ekmek bıçağı ile delik deşik etmek yerine, içip, -mış gibi yapmak daha doğru. Yani neymiş, pazar günleri aile saadeti içinde geçen harika bir günmüş değerli okur..

Kızı ananeye satıp, fast food yiyebildiğimiz bir gündü geçtiğimiz pazar. Dört tane film izledik. İki tanesini o, iki tanesini ben seçtim. Ve bu seçimlerimiz sonrasında bir kez daha anladım ki biz gerçekten farklı dünyaların insanıyız. Geçen haberlerde izlemiştim, kadının teki kendisi ile evlenmiş. Ne kadar haberle dalga geçsem de, beynimin dar kıvrımlarının bir yerinde o kadına hak veren biri var. Ki O'da benimle dalga geçiyor. Sen bununla evlendin de n'ooldu diye. Neyse bu konuyu uzatıp makdülün, pardon sevgili eşimin ailesini "biz de sana bayılıyos" diyip burun kıvırtmak durumunda bırakmak istemem. Zira tek niyetim engin sinemagrofi, filmoloji, edebi ve kültürel tecrübelerimle bu dört filmi ve izleyen iki insanın ilişkisini irdelemek. İki yıldır ne kadar objektif yazılar yazdığımı bilirsiniz. Haklıya haklı, haksıza haksız demeyi bildiğim gibi hakkında atıp tuttuğum insanlara da kendini savunma hakkını veriyorum her zaman. Kendimi övmeyi, zenginliği, lüksü ve parayı sevmem. Babam Yorkşayır düküyken abimle beni fransız terbiyesi ile büyüttü. Abimin fransızcası yoktu, o pek anlamadı. Ama ben nerden geldiğini unutmuş biri değilim. Onu geç, saksı değilim bi kere, Erol Büyükburcum..

Taken 3 filmi ile başladık güne. Beyefendi kaç zamandır izleyelim diye söylenip duruyordu. Başından sonuna klişelerle bezenmiş, bayat komedi dalında olması gerekirken aksiyon olarak adlandırılmış, kızı için tek başına koskoca rus mafyasını bitiren onurlu babanın hikayesi. Altı şarjörlü tabancayla mafyayı alt etti adam diyorum. Olayları çözmeye çalışan -sözde- uyanık bi dedektif koymuşlar bi de. Filmin ortalarında telefonla okey oynamaya başladım ben. Sonunda da adam arabayla, havalanmakta olan uçağa ortasından girince vay arkadaş dedim, bizim dünyayı kurtaran adam filmine laf eden skimsonik avrupalılara bak hele. 85 milyın dolar gişe yapan film bana göre 7-13 yaş arası bebeler için belki bi aksiyon olabilir. Benim için koca bir zaman kaybı oldu..

Whiplash izleyelim diye açtım. Ay seninki mırın, kırın, ay böyle film mi izlenir, biz ne anlarız, sıkıcı bunlar, ben sevmem böyle film neyim derken höööeeeyyytt ulan diye kumandayı duvara fırlatınca neağdar kararlı olduğumu anlayıp pıstı. Yaw işte film, işte anlatım, işte oyunculuk, işte mimik, işte filmin içine girip dişlerini sıkma, yaşama budur kardeşim. Filmin sonunda tekbiiiiiiirrr diye bağırasım geldi yeminle. Öyle gaza geldim..

Yanımda sus pus whiplash izleyen -kaliteli film mağduru- kocam, "dracula, untold" adlı fantastik rezaleti izlemeye karar verdi. Tiner falan kokluyorsanız film hoşunuza gidebilir. Yok normal çay, kahve insanıysanız ayıp olmasın diye izliyormuş gibi yapıp kocasız çocuk büyütme, dul kadının sosyal hayattaki yeri, avukat masrafı, nafaka geliri gibi konuları düşünmek için filmin uzunluğu yeterli diyebilirim. Filmde en başarılı bulduğum olay, bak şimdi dinle, baş rol oyuncusu adamceez, koskoca osmanlı ordusunu tek başına, yeminle bak, tek başına 100bin kişilik orduyu öldürüyor, karısı da bu olayları sarayın çatısından izlerken ayağı kayıyor, sen o koskoca orduyu alt eden 'tek adam', ne kadar koşsa, uçsa o kadını tutamıyor arkadaş. Gel de kadere inanma. Lan arkadaş ne içip yazdınız bu filmi? Ve bu kusmuk ötesi filmin imdb puanı 6.3 ! La bi yörü git..

Efenime söyliim son olarak yine benim seçme şansını elde ettiğim Stonehearts Asylum filmini izledik. Başından sonu tahmin edilebilir gibi gelişen ancak şaşırtan bir akıl hastanesi filmi. Edgar Allen Poe hikayelerinin bir uyarlaması ve kesinlikle zaman kaybı değil. Yine de daha güzel çekilebilirdi diye düşünüyorum. Kitabı eminim/elbette çoooook daha iyidir. Ayrıca bu filmi izlerken karidesli çin pilavı ısmarlamış olduğunu sandığım kocam köşedeki pideciden lahmacun söylemiş olmasa daha iyi olabilirdi. Netçede ne izlediğin kadar izlerken ne yediğin de önemli. Aman karnımız doydu ya neyse..

Böyle yani. Daha uzun ve daha sık yazmak isterim ama öyle meşgulüm ki anlayamazsınız. Depresyondayım, dişlerim çürük, boynum düzleşmiş, kilo aldım, annemin menopoza girdiği yaştayım ve daha neleeeer neler. Bir yanda kocasıyla gül gibi geçinen, çocuklarına mis gibi bakan, tencere tencere yemek pişirip kocası eve gelmeden rujunu süren ince belli arkadaşlarım var. Diğer yanda aynı yaşlarda olmamıza rağmen, evliliği tercih etmemiş, bekar, çocuksuz, hayatın tadını çıkaran hovarda arkadaşlarım. Bi de sen ve ben işte. Şimdi bi de sevgililer günü falan. Kırmızı güller, kalpli balonlar, ayıcıklar, fönlü saçlar, pullu, payetli kezbancıklar. Hayır gaza gelip bıyıklarımı aldırıp manikür yaptırıcam diye korkuyorum. Anlıyor musun?

Kapanış paragrafı da en zor olanı he.

Hayde hepinize saygılar, sevgiler, falanlar filanlar..

mobil hareketler

Location:Ev

Monday, January 5, 2015

Mı'lı Geniş Zamanlar

Yıwrım üç yaşına girmek üzere. Ya da üçü dolduruyor. Annemin hesabına göre 4, bana göre 3 olacak. 4 sene önce hamile olup nasıl 4 yaşında çocuğum oluyor inan anlamıyorum. İstisnasız her doğum gününde de "aslında ben bir yaş küçüğüm, babam büyük yazdırmış" diye açıklama yapar. Kendinden başka herkes bir yaş büyük yani. He he diyip geçiyoruz. Artık iyice konuşmayı söken evladım, itiraz safhasını geçip söylenenleri doğrulama, sağlamasını yapma safhasına geçti. Hayır, Olmaz ve İstemiyorum'dan daha beter ne olabilir ki diye düşünmemize fırsat vermeden Mı'lı geniş zamanlara geçtik. Gece gördüğü kabuslarla başlayan sohbetlerimizi de sayarsak 24 saatin 20 saatini konuşarak geçiriyoruz diyebilirim. İnsanın kendi sesinden iğrendiği, gerzek sorulara cevap aramaktan yorulduğu, hı hıııı, yaaa, öyle mii, aaa, çok güzeel, ay ne tatlııı demekten dilini ısırıp, koparıp, çöpe tükürmek istediği o eşsiz zamanlar. Gün içerisinde bir çok kez katatoniye girip, elimde ıslak mendille yerdeki tükürükleri silerken öylece duvara sabitleniyorum. Kızın elindeki herhangi bir şeyi -mesela kepçenin sapını- kulağıma sokup "anneeeee bu ne" deyişinin 24878092187012985. seferinde kendime geliyorum. Kepçe diyorum sakince, ve o muhteşem soru geliyor "kepçe mi?"

*****
Gece saat 03.30 suları

- Anneeee asansör neden beni kovalıyor?
- Oyun oynuyordur, sen de onu kovala gülerek
- Oyun mu?
- Oyun!

Beş dakika sonra

- Anneee asansör beni yuvarlıyor, yapmasın söyle!
- Ay ne eğlenceli, sen de onu yuvarla
- Eğlenceli mi?
- Hııııı

Beş dakika

- Anne ben o asansörü kırarım, düverim onu di mi?
- Arkadaşlar dövülmez, oyun oynanır
- Dövülmez mi?
- Haaa

*****

Sonunda sabah olur. Uykusuzluğun yanında, saçma rüyalara neşeli izahlar adlı gece programından şişmiş dil ile güne başlanır. Bir önceki stepte cevapları -hayıl, istemem, olmaz, yemem- olan kahvaltı muhabbetleri başlar.

- Tost ister misin?
- Tost mu?
- Tost!
- Tost mu?
- Tost evet.
- ...
- Yapıyorum
- Yapıyorum mu?
- Yani tost yapıyorum.
- Tost mu yapıyosun?
- La havle....

Baktım bu Mı'lı geniş zaman sorularından yine sağ gözüm seyirmeye başlıyor, çare olarak bağıra bağıra şarkı söylemeyi keşfettim. İlk başlarda içimden söylüyordum. Sonra birden bağırarak söylemenin maruz kaldığım sorulara kalkan oluşturduğunu ve düşmanı kaçırdığını farkettim. Bir çeşit ormanda ayı saldırısına uğrayan insanın canını kurtarmak için avazı çıktığı kadar bağırıp, tepinerek hayatta kalma çabası diyebiliriz. İşte istediğin kadar harvırd oku, gtün üç buçuk atınca seni kurtaracak tek yerin ilkel beynin. Ne varsa eskilerde var..

misal;

- Anneee kitap okayalım mı?
- Seç bakalım bi tane, okayalım.
- Seçeyim mi?
- Hııı!
- Panda Pandi'yi okayalım.
- Peki.
- Peki mi?
- Tamam hadi getir.
- Tamam mı? Getireyim mi?
- Evladım!!
- Evladım mıııı?
- Panda Pandi arkadaşlarıyla top oynuyormuş..
- Top muuu?
- Hııı!
- Annesiyle babası arabaya binmiş, gidiyormuş..
- Arabaya mı binmiş?
- Sus ve dinle!
- Susayım mı? Ama nedeeeeen??
- Oku demedin mi evladım?
- Oku mu dedim?
- LAŞANTEMİİİİİİİİ KANTAAAAARE, KONLAÇİ TARRRAYN MAAAANO!!!!

*****

- Anne, babam nerde?
- İşe gitti yavrum.
- İşe mi?
- İşe.
- Ama nedeeen?
- Çalışıyorda ondan.
- Çalışıyor mu?
- Çalışıyor.
- Şimdi nerde babam?
- Ofiste evladım.
- Ofiste mi? Ama nedeeen?
- Akşam gelicek çocum.
- Akşam gelicek mi?
- Gelicek.
- Neden şimdi gelmiyo?
- İşi var yavrum.
- İşi mi var?
- KARLAAAAAAR DÜŞER, DÜŞER DÜŞER AĞLARIIIIIIMMM!!!

gibi..

*****

Sessizliği özledim. Bazı bekar ve çocuksuz arkaaşlarımın "aiiyy evde yalnız çok sıkıldım, o kadar sessiz ki ağlıycaam" diye yakınmalarına uçan tekme ile cevap vermek istiyorum. Şöyle kanepenin üzerine çıkıp, koşarak aniyaaaaaaa çığlığıyla çaat diye ağzının ortasına geçirip, ağlayacaksan bu tekmeye ağla pzevenk diye tebessüm etmek istiyorum. Sonra ben niye evlendim de sen evlenmedin ulan diye saçını başını yolmak, şu yaşa geldin hala deliksiz uyku uyuyup haftasonları çılgınlar gibi eğleniyorsun diye gözlerini oymak istiyorum. Ama ne kadar iyi bir arkadaşım ki yapmıyorum. Aiiyy imreniyorum sana, hayatının kıymetini bil diyorum kaybetmemek için. Arada ufak ufak niyetimi belli edercesine "laf aramızda sana da gıcık oluyorum" diyorum. Pişkin pişkin sırıtıyor. Niye sırıtıyo lan bu derken, üste çıkmak için "ay seninki de zor şekerim, hapşursan çok yaşa diyenin yok, on yıl sonra alzheimerdan mokunu yemeye çalışıcan, anne yapma diye elini tutanın yok" diye böbürleniyorum. Yok, sırıtmaya devam ediyor. Muhabbetin şampiyonu o. Boşa kürek çekiyorum..

Neyse.. Son gülen iyi güler derler..

Görüşüciiz..

mobil hareketler

Location:Ev

Saturday, December 20, 2014

Sohbet Köşesi

- Senin evde giyecek şöyle kadınsı kıyafetlerin yok mu?
- O ne be?
- Ne bileyim işte elbise falan?
- Evde ne elbisesi lan?
- Ya filmlerde falan kadınlar evde giyiyo ya?!?!
- E adı üstünde film işte?
- Ya bi git doğru düzgün bişiler giy yaa..
- Hello kitili polar alt, üst işte nesi doğru düzgün değil olm anlamadım?
- Kim aldı bunları sana?
- Annem??
- Kardeş kardeş oturalım diye almış belli!?!?!
- Lan!!
......

- Hello kiti olm çok sevimli değil mi yani nesi var sıcacık yaa??
- Üstünde bunlar, tepende salaş topuz, ayakta pufpuflar..
- Napayım kırmızı topuklu pabuçlarla, kırmızı gecelikle mi dolanayım evde manyak gibi?
- Kadın gibi dedik yaa..
- Örnek ver diyoz, ne istiyon hacı, ne görmek istiyon doğru düzgün söyle??
- Üçyüz yıldır aynı kıyafet, kuruduk gittik aq bu ne yaa!
- Heee öyle evde cenifır lopez gibi falan dolaşmamı istiyorsan yak dibine kadar kombiyi, kıçımız donuyo, hangi kırmızı gecelik??
- Sanki var da!!
- Yeşil var..
- Hacı yeşili, öyk, hiç giyme hiç!!
- Üzeri tavşanlı var, cepli..
- Ya bi git..
- Var yaa işte kapşonlu ne bileyim uğur böcekli var kareli..
- Vazgeçtim sus.
- Var işte!
......

- Alo Melaat Naber?
- İyi zoi sen?
- He iyi iyi. Bişi sorcam, sen bi yerden bişiler alıyosun ya hani?
- Nerden, ne alıyorum?
- Ya işte kadınsı kıyafetler falan, huçikuçiler, danteller, bi acaip bişiler, nerde orası beni bi götürsene..
- Ashjsdhajdskhadjajkhfba!!
- Allaaşkına bişi sorma, götür beni oraya..
- Geç bile kaldın gerzekalı, yarın gidiyoruz hazırlan.
- Çok meraklıydım da geç kaldım aq, he tamam gidelim yarın..
.......

- Bana bak Melaat kendime almıyorum, kuzenime tamam mı, rezil etme beni satıcının karşısında!
- Ay tamam tamam, bedenini biliyosun sen di mi?
- Olm en son hamile sütyeni aldım lan ben!!
- Yuh sana yuh!
- Yuh valla hiç gerek yokmuş niye aldıysam, herşey meydandaydı aceleden..
- Neyse orda ölçeriz.
- Kim neyi ölçüyo yaa, standart bedenim ben, standartlardan iki çift alıp çıkak..
- Standart ney lan?
- Ya pazardan alıyorum standart tam geliyo işte..
- Allahın paçozu, iyi dayandı o adam sana iyi..
- Neyime dayandı aq sanki biret pit! Hem ben hep böyleydim, hiç değişmedim ki!
- Sıkıcısııııın, paçozsuuun, sıradansıııın, vasatsıııın!!
- Sen kırk yıl giydin tüylü terlikler, dantelli gecelikler n'ooldu, n'ooooldoo? boşadı adam seni, konuşturma beni şindi!
- Renkli bi hayatım var benim en azından!
- Pabucumun renkli hayatı..
- Paçoz!
- Karadul!
.......

- Alo aşkım?
- Alo.
- Aşkım nasılsın?
- Alo.. Alooo!
- Aşkıııımm..
- Alo, kimsin?
- Benim lan benim aşkım, benim!!
- Ha sen misin, napıyon?
- İyiyim işte alışverişten geldim.
- Ayın kaçında kesiliyodu senin ekstren?
- Ayı!
- Ney?
- Ayın 5i falan işte öff..
- Ha ona göre ayarla da harcamalarını, sonra sıkıştırma beni.
- Kaçta gelicen eve?
- Bakarız işte 7 gibi falan, bişi mi istiyon?
- Yok aşkım sordum.
- Boş boş konuşma hadi işim var.
- Allah belanı!
- Ney?
- Allaa emanet ol diyom, hadi selametle..
- Hadi, hadi..
.......

- Hoşgeldin aşkım.
- Ne kokuyo ev ya?
- Sevdiğin yemeği pişirdim.
- Oo bacaklı mercimek yemee..
- Bandıra bandıra ye diye..
- Ekmek var mı taze?
- Yok, gelirken arasan söylerdim!
- Ya taze ekmeksiz yenmez bu, koş git ekmek kap gel.
- Bu kıyafetle mi?
- ...
- Beğendin mi?
- Bu ney lan?
- ...
- Kimin bunlar?
- Aldım işte..
- Niye giydin ki şimdi?
- Sen gelcen diye?
- E yemek vakti!
- ...
- Yatarken giyilmiyo mu bunlar?
- Sen hangi filmden bahsediyodun geçen?
- Yatarken giyiyolardı valla..
- Hangi film olm o?
- Ne biliyim film işte, kadınsı kadınların oynadığı film..
- Allah seni nassı biliyosa öyle yapsın..
- Ekmek hiç mi yok?
- O hello kitili polarları 70 yaşına kadar çıkartmayacam üstümden haberin olsun!
- Kız nerde, annene mi bıraktın?
- Ya kalkmış nelerle uğraşıyorum, aklıma tüküreyim ben yaa!
- İnsan bi gün görmeyince bile özlüyo yaa, canım kızım..
- Yarın gidip on çift polar eşortman altı alıcam, en pahalılarından, en yeşillerinden..
- Taksitle al, bolca bölsünler..
- Bölecekler merak etme.. Bölecekler.. Dilim dilim doğrayacaklar.. Parçalayacaklar.. Ezecekler.. Merak etme sen.. Hiç merak etme..
......

Sağlık, Huzur ve Kahkaha dolu bir yıl dilerim :) Happy 2015

mobil hareketler

Location:Ev

Monday, November 17, 2014

Güncel 21

Dolaptaki ananas çürümeye başlamış. Adama söyleyeyim de yenisini alsın. Yediğimizden değil olm. Biri gelir, dolabı açarsa diye bulunduruyorum. Ne bileyim reklamlarda, asortik dekorasyon dergilerde falan evin bi köşesinde mutlaka bi ananas oluyo. Gelen olur, dolabı açarsa "ulan ne sofistike, ne elit, ne zengin bi aile" falan diye düşünsün. Napayım, dayım Niğde'den elma yollamış kurtlu, çürük, organik. Onu mu koyayım yani? Fakir, köylü mü desinler. Gerçi onları da "şekerim Niğde'de 10bin dönüm elma bahçemiz var, toplayıp yollamışlar" falan diye pazarlarım ama. Yine de dolapta en fiyakalı görüntü ananas. Çürüdükçe yenisini alıp koyuyorum. Bu ay da gelen giden pek olmadı. Ziyan oldu caanım görüntü. Kendim bakıp, kendim kendimi elit zannettim. Bi de orta yere üç dört avokado koyuyorum. Bildiğin egzotik bi hava katıyo eve. Ankara kırsalının dağ başında değil de seyşel adalarında bi bungalowda yaşıyormuşum gibi olüyö. Akşam loş ışık, ne bilim bir kaç mum, iğrenç kokulu bir kaç tütsü falan. Oluyo olm ya. Ama işte bebe uyuyacakta, senin halin olacakta, ev şöyle iki dakka derli toplu kalacakta, sen gözlerini kapayıp içinde bulunduğun cehennemden çıkıp ruhani bi güzelliğe kavuşacanda falanda filanda. Oluyo dediğim nah oluyo. Olmuyo işte. Anca dolaptaki ananasa bakıp, yine çürümüş aq bimde ucuzdu üç dört tane kap gel diyosun adama. O da delidir naapsa yeridir diye yazık. İdare ediyo seni..

Naapsın şu saatten sonra atsa atamaz, satsa satamaz. On sene peşinde koşmuşum, yedi yıldır kahrını çekiyorum, bebesini üç yaşına getirdim, naapsın kapının önüne mi koysun delirdi bu diye. Tamir, tedavi derken yolumuza devam ediyoruz işte. Geçen dedim "sen bana niye katlanıyon aslanım, tatava yapma ver mahkemeye bitsin". Ben senin eski halini seviyorum dedi. Adam orada kalmış. Eskiyi sevip yenisine katlanıyo yazık. Eski dediği de bebeden önceki zaman herhal. O hem çalışıp hem parti kızı olabilen bakımlı, alımlı, çalımlı kıza aşık kalmış. Şimdi evdeki eşortmanlı paçoza kankalık yapio. Neymiş anneyiz bakımlıyız diye heştek açmışlar. Yüzünde iki tane boya var ama evini bok götürüyo de mi. Bebeyi burnundaki sümükle kreşe verdin, yarım saat pudra allık, iki fön hoop #anneyizbakımlıyız, bok bakımlısın canım ya. Yani o gün, o saat bakımlısın evet. Genele yayıp komikleşmeyelim. You know me, i know you bebeğim. Benim evliliğim doğumdan sonra neğadar vasat ve sıradan olduysa seninki de oldu. Ben ne kadar paçozlaştıysam sen de öylesin. Ben de ayda bir yüzüme pudra allık sürüp #bakımlı oluyorsam sen de o kadar oluyorsun. Bana gerçek heşteklerle gel. Lagaluga yapma..

Son zamanlarda ne yapıyorum. İşte sinir, stres, günlük hayatın yorgunluğu, mutsuzluk, hissizlik falan diye gittim daktıra. Dinledi, anladı, teşhis etti, yazdı anti-depresanı. Kasım ayı tedavi ile geçiyor. Eh faydasını gördüm de diyebilirim ilaçların. Kız elinde gazlı kalemle koltuğu ve yastıkları çizerken anırarak yapma diyorum sana demek yerine elinden kalemi alıp oyun hamuru verebiliyorum mesela. Akşam eve gelip ne yemek yaptın diyen adama sinirden ağlayarak bu bebeyle ne yapabilirim, ne istiyonuz benden, nedir çektiğim sizden, asacam kendimi salonun ortasına falan diye çemkirmek yerine bi menü sunabiliyorum. İstenilen forma giriyorum anlayacağın. Dayatılan ev hanımı ve anne formuna. Çocuğuna yumuşak ve sevecen, kocasına saygılı ve hürmetli. Yaygarası olmayan, istekleri sınırlanmış, duygusal boyutta en az ile mutlu olup bol bol verebilen, savaş zamanının anadolu kadını ruhu ile çalışıp çabalıyorum. İlaçta kafamın içindeki "nooluyo lan, sen hani gezip tozmak istiyordun yine eve tıkıldın aq" diyen zararlı kısmı bastıraa bastıraaa büyütüyor. Artık önümüzdeki günlerde göreceğiz bunun sonuçlarını. Hayırlısı diyelim..

Günde üç posta çamaşır yıkamalar, haftalık yemek listesi çıkarmalar, çok gözümde büyüyen nevresim değişimini her hafta başı ıslık çalarak yapmalar, evi havalandırmalar, ay şurası toz olmuş diye bekletmeden silmeler, akşam yemekten sonra çay demlemeler falan. Ya tamam ne var bunda biz de yapioz diyebilirsin de ben yapamam arkadaşım. Ben zaten temiz olan evde sabah kalkar kalkmaz kahvem ve gazetemle vakit geçirmek istiyorum. Özel işim varsa onu halledip dışarı arkadaşıma, işime gitmek istiyorum. Mümkünse önümüzdeki on sene tencere ve tava görmek istemiyorum. Soğan doğrarken hayatım film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyor. Bildiğin flaşbekler yaşıyorum doğrama tahtasının önünde. Yıl bi 1995 oluyo, bi 2007 oluyo, bi 3450 oluyo ben hala soğan doğruyorum. Soğandan değil içimden geldiği için ağlıyorum olm orda. Hıçkıra hıçkıra, elimi, tırnağımı kese kese doğruyorum. Bir gün biri gelecek "görevin başarıyla sona erdi, bundan sonra soğan doğramayacaksın" diyecek umuduyla bekliyorum. O da azrail olacak herhalde..

Öyle yani. Gördüğün gibi fazla bir şey değişmemiş. Hayatıma bir yenilik katamamışım. Yine az kitap okumuş, az film izlemişim. Boş boş düşünüp durmuşum. Sol arka dişim için hala dolguya gitmemişim. Leş gibi olan halıyı hala yıkamaya vermemişim. Resim çizicem diye şövalenin karşısına oturup, bu akşam ne pişirsem diye düşünmekten bişi çizememişim. Gidip keşfetmek istediğim yerleri not almaktan ileriye gidememişim. Aramak istediklerimi arayıp, yapmak istediklerimi yapamamışım. Ama dur lütfen, kendim için doktora gidip bi de saçımı bok sarısı rengine boyatmışım. Depresif kadının ilk yapacağı şeyi gayet hakkıyla yerine getirmişim. Aferin bana. Şimdi de akşam menüsü olan tarhana çorbası, kurufasılye, pilav ve salata için ön hazırlık çalışmalarına başlamam lazım. Eee hafta başı mutfak yoğunluğu. Ayyy çok işim var yaa düşünseneee. Acaip meşgulüm olum yaa. Ne sevimli, ne tatlı bi hayat aq di mi yaaa. Mutluluktan uçarak soğan doğramaya gidiyorum. Ya süper bi hayat be off ne şanslıyaaammm..

Ve müzik başlar...

mobil hareketler

Location:Ev

 
Designed by Beautifully Chaotic